Every human being on earth, has the right to dream freely. Including, bastards, alcoholics and even idiots.

Melaba!

Bu blog'un yazarı, bu blog'la ilgili hiç bir şey vaad etmediği gibi, eşek sıpasının da tekidir. Bi hayrını görmezsiniz. Yaralı parmağa işemez yani. O derece...

F.B.N.İ

24 Ocak 2010 Pazar


Evet gençlik.. Malum, üniversite öğrencisinin başında final diye bi muhabbet var. Büyütüldüğü kadar sıkıntılı bi süreç değil ama, gene de çok pis darlanıyo insan.. Ama şöyle düşün bi de, finaller olmasaydı, final arkası olmıycaktı, son finalden sonra içilen ilk sigara olmıycaktı, eve gelip kendini yatağa bıraktığın o an olmıycaktı.. Bi de iyi geçtiyse finaller, dokanma o üniversitelinin keyfine..


Dedik ya, final arkaları güzeldir diye.. Bi trip vardır ya finallere çalışılırken, "olm şu finaller bi bitsin var ya, 28 saat uyucam musaf çarpsın" ya da "sabahlara kadar feme oynıcam, bütün Avustralya Açık'ı izlicem"(sonuncusu direk şahsi düşüncelerim, kabul ediyorum)vs.. İşte final arkası yapılması en zevkli olaylardan biri de zaman-mekan derdi olmadan film izlemektir. Ama hangi filmi izlicez? Eğer siz de benim gibi "İzlicek film kalmadı anasını satim.." diyip de, imdb'nin en iyi 250 filmini 20 kere gözden geçirmiş insanlardansanız, buyrun size tam bi F.B.N.İ(Finaller de Bitti Ne İzlesek) filmi..

Filmin adı Blindness(filmi izlemiş olanlar, yazının burasından itibaren sayfadan ayrılabilirler). 2008 yapımı, Nobel ödüllü yazarJose Saramago'nun aynı adlı kitabından uyarlanmış(valla ben de imdb'nin yalancısıyım), yönetmeni ise Fernando Meirelles.. Kim lan bu denyo derseniz, eleman City Of God'ın yönetmeni.. Kendini ispatlamış yani.. Ağır ispatlamış hem de.. Bi de Domesticas, The Constant Gardener gibi filmleri de varmış ama, onları şimdi Vikipedi'den baktım.. Neyse, City Of God yeterli zaten bize..

Başrollerinde, Julianne Moore, Mark Ruffalo, Danny Glover, Gael Garcia Bernal falan var.. Zaten ben bu Julianne Moore'ı oldum olası beğenmişimdir. Çillidir falan ama çok hoş bi bayandır kendisi benim nezdimde.. Mark Ruffalo desen Hakan Balta gibi adam.. Nereye koysan oynar, hiç de sırıtmaz.. Tam görev adamı.. Gael Garcia da, Paramparça Aşklar ve Köpekler'den tanıdığımız bildiğimiz, sevdiğimiz bi arkadaşımız. Kadro yeterli. Süper Lig'e koysan kafaya oynar diyebileceğimiz türden..

Filmin konusundan bahsedelim.. Amerikalılar bu tip filmlere Conspiracy Movie diyolar.. Komplo Teorisi Filmi gibi bişi oluyo Türkçe'ye çevirince.. İnsanlığın başına gelebilecek ve tüm Dünya'yı(aslında sadece insanların Dünya'sını) etkileyebilecek kötü olayların anlatıldığı filmler.. I am Legend olsun, 28 Days Later olsun bu tip filmlere misal olabilir. Şahsen ben bayılırım böyle filmlere.. Ortaya çıkan kaotik durumlara, insanların verdiği reaksiyonlara, karnını doyuramayan insanların, altın kaplama Rolls Royce'a dönüp bakmadığı ama bir lokma ekmek için birbirini doğradıkları filmleri severim. Bazıları çok depresif olabiliyo ama, korku filmi sevmekten farklı bi tarafı yok bence..

Peki bu filmdeki "Conspiracy" ne? Dünya üzerindeki herkes, teker teker kör olmaya başlıyor ve bu hastalık bulaşıcı.. Yani siz bir anda hiç bir şey görmemeye başlayan birine yardım etmeye çalışırken, ertesi gün bi uyanıyosunuz, tınnnnnnn! sizin de şalterleri kapatmışlar. Hastalığın bulaşıcı olduğu anlaşılınca da tabi ki hemen karantina işlemleri başlıyor fakat yemez tabi. Hastalık anında etkisini göstermediği için, geç kalınıyor ve önce tüm şehir, ardından da tüm Dünya kör oluyor birer birer. Bundan etkilenmeyen tek kişi ise Doktor'un yani Mark Rufallo'nun karısı(Julianna Moore). Buradan sonra, filmde genel olarak, karantina adı altında bir hastaneye kapatılan, başlarına da asker dikilen bir bina dolusu insanın yaşadıkları anlatılıyor.

Fakat yönetmene burda ayrı bir paragraf açmak şart galiba.. Çekimler mökemmel diyebiliriz. Özellikle, insanların görmedikleri daha iyi anlatılamazdı heralde.. Doğuştan kör bir adamın gözünden çekim yapılırken, sadece sopasının ucunun gösterilmesi, ya da birinin masaya çarpana kadar o masanın orda olmadığının gösterilmesi gibi ince detaylar var filmde.. Ya da kimse kimseyi görmeyince, kimsenin giyinmek zorunda kalmaması örneğin..

Ayrıca filmin içinde aşksa aşk, entrikaysa entrika, aksiyonsa aksiyon.. Her şey var.. Özellikle aç ve susuz kaldığında insanların neler yapabileceklerinin gösterildiği yerlerde, havada uçan kargadan çok da farklı olmadığını anlayınca, hakkaten filmin içine giriyosunuz. Ulan ben olsam ne yapardım diyeceğiniz çok sahne var filmde.. Neyse anlatmıyorum daha fazla, iyice spoiler'a giricez..

Sonuç olarak, eğer ki bu aralar, ne film izlesem diye düşünürseniz, yolunuz da bu blog'dan geçerse Blindness filmi on numara bi seçenek.. Ha sen dersin ki, ben Recep İvedik 3'ü merak ediyorum, o da senin bileceğin iş.. Bana kalsa az bekle ama, Show Tv vericek nasıl olsa..

Harbiden Merak Ediyorum..

20 Ocak 2010 Çarşamba


- Elleri cebinde yürüyen bir insan, hiç komik bulunmazken, aynı işlem eller cepte değilken yapıldığında(eller bacakların yanında, cep hizasında sabit) neden samıt gibi görülmektedir?


- Koskoca Windows, herşeyi Türkçe yapabilmişken(öziçselleştirme diye bile kelime var), Program Files neden Program Files olarak kalmıştır? Her ski bilen Microsoft, File'ın dosya demek olduğunu mu bilmiyordur?

- Sütten toz yapılabilir mi(süttozu)? Sütten toz yapabilen, sinekten yağ çıkarabilen insanoğlu, neden bozulmayan sifon yapamamaktadır?

- Işın kılıcını başka bir iş için kullanan bir Jedi var mıdır?(Ekmek kesme, dönercide çalışma, traş olma vs..)

- Lada adıyla araba üreten Rus şirketi bu kadar kötü arabalar yapmak zorunda mıdır?

- Bill Gates'de yeri geldiğinde "Bugün evde yiyeyim, masraf olmasın fazla" diye düşünüyor mudur? Ayrıca satın aldığı tropik adaların, temmuz pulu, tapu sözleşmesi gibi skindirik belgeleriyle uğraşıyor mudur?

- Bardak altlığını bulan mucit, "Çok pis buluş yaptım, gelsin paralar, şan, şöhret, patent anlaşmaları, karı-kız.." diye düşünmüş müdür?

- Bakkaldan alınan alkol neden gizlenmek istenir(siyah poşet, gazeteye sarma vs.)? Aldığı kolayı veya gazozu, gazete kağıdına sararak içen var mıdır?

- Bulmaca denilen insan icadı, kul yapımı bir oluşum, dedeleri nasıl bu kadar etki altına alabilmektedir?

- 37 ekran plazma mı daha iyidir? 78 ekran tüplü televizyon mu?

- Eve gelen tamirci, marangoz, muslukçu neden hep bir bardak soğuk su ister? Bu tip insanlar hep kurak ve karasal iklimli yerlerde mi yaşamaktadırlar?

Formspring

16 Ocak 2010 Cumartesi

Evet, ben de açtım, ne var?? Ayıp bişi mi yani.. Hep farklı olcaz, marjinal olcaz diye, neymiş efendim Facebook açmamaca, Twitter açmamaca falan.. Gayet popüler etkiye kapılarak, yani insanlar açmış diyerekten, ben de açtım formspring..


Mevzuyu açıklayalım biraz.. Giriyosunuz benim sayfama örneğin, soru soruyosunuz.. Kafanıza göre.. Her türlü soruya açığım.. Bizim bakkal ibrahim abi'den, evrim teoresine kadar her yerden soruyu bekliyorum(ana-bacı karıştırmayın, kavga çıkartırım sanal alemde).. Dersime iyi çalıştım, zaten çalışana bütün sorular kolay..

Linki de BURADA... ahada...

Hadi bekliyorum soruları..

Hangisi

12 Ocak 2010 Salı

Echoes

9 Ocak 2010 Cumartesi



Ölürüm ölürüm ben bu şarkıya ölürüm...

Wish.

7 Ocak 2010 Perşembe

Bak şimdi bu da bu blog'un 100. kayıtı..


Buradan diliyorum ki;

Bundan sonraki bütün yeni yıllara, ben çalışarak girmek istiyorum.. İşim olsun istiyorum o zamanlarda, çalışayım, üreteyim istiyorum.. Alkolse alkol, tombalaysa tombala.. Her zaman yapılır onlar.. Eğlenmem gerektiği için eğlenmek istemiyorum, diğer günlerden farkı olmayan 31 Aralık günlerinde sabahlara kadar çalışıp, para kazanmak istiyorum. Bu ülkeye, vatana millete faydam olsun istiyorum..

Bu da alternatif duam olsun benim, naçizane.. Çok mu şey istiyoruz yani..

We Are (not) Divided..

1 Ocak 2010 Cuma


Güzel ve yalnız ülkemin, güzel ve yer yer denyo insanı, bildiğiniz üzere bölünmeye çok müsait. Yıllardan beri, sağcı-solcu, Galatasaraylı-Fenerli, doğulu-batılı, Melihçi-Eraycı, Edici-Büdücü gibi bin farklı kutuba bölünmüşüzdür heralde.. Yani domuz gribi aşısı yaptıran-domuz gribi aşısı yaptırmayan diye kutuplaşmış başka bir ülke varsa Dünya üzerinde, bilen beri gelsin.. Gittiği yağmurla gelsin, hele bi gelsin.. Dur neyse, sapıttık mevzuyu...


Şu güzide yurdum insanının bölünmediği bir an var ki, o da yılbaşından büyük ikramiye çıkarsa, para ile ne yapacağını soran o mikrofonun uzatıldığı andır. Kendi imkanlarımla yaptığım araştırma sonucunda, bu soru ile karşılaşan Homo Sapiens Hölö Turco'ların tamamı bu soruya şu yanıtı veriyor:

"Ev alırım, araba alırım, borçlarımı kapatırım, kalanı da bankaya koyar, faiziyle yaşarım."

İnanmayan varsa, gitsin sorsun, araştırsın. Etle tırnak gibi, atomun protonu, nötronu gibi, Yıldo'yla gülüşü gibi bir bütünlüğümüz var bu konuda..

Yüzeysel ve asla gerçekleşmeyecek bir konuda gayet güzel orta yolu bulan halkım, diğer konularda bi üretken bi üretken, sorma gitsin anasını satiyim. Herkes Da Vinci. Skandallar, komplo teorileri, efenime söliyim filozof çatlatır cinsten çıkarımlar falan.. La bi dur.. La bi dur.. Eray evlenilcek adam olsa n'olur, Galatasaray total futbol oynayamıyosa n'olur.. Rijkaard mısın bana? Doğa Bey misin bana??

Aslında Türkiye'yi Türkiye yapan olaylar da bunlar zaten.. Öbürü türlüsü çok sıkıcı olurdu lan.. Haksız mıyım? Düşünsene.. Erojen bölgeye Cuccuk hareketi olmasa mesela, eksik olurdu gibi.. Ya da diğer hayvan şakaları..

Neyse efendim, lafı çok uzattık.. Herkeşlere Bob Marley tadında bir yeni yıl dilerim.. İyi yıllar efendim...

26 Aralık 2009 Cumartesi


Kaliforniya Üniversitesi, Santa Cruz kampüsünde bulunan Mavi balina iskeletinin resmidir..

Bizim okulda da bi tane tren maketi var ama.. Muadili kabul eder misiniz, sayın Modern Dünya ve benden bu ülkeyi ileri götürmemi bekleyen üst düzey yetkililer..??

Fight or flight Anam..

25 Aralık 2009 Cuma


Nedir
Fight or Flight?


Hayvanların en temel içgüdülerinden biridir(Yemek ve üremek'ten sonra).

Türkçe "yusf yusf" etkisi de diyebiliriz. Örneğin, ormanda ayı gördünüz.. Gözler ve kulaklar anlıyo tabi, hemen diyo ki bünyeye:

"Olm bak bu ayı bizi skertir, bi pençe atsın adımızı, doğduğumuz yeri unuturuz. Bişeyler yapmak lazım."

Beyin de diyo ki, "Du bakalım, hallederiz."

Hemen ordan bi sinyal böbrek üstü bezlerine;

"Aslanım, senin oralarda bi sıvı olacaktı, ardinal miydi, adirnal miydi? Çocuğu gönderiyorum, onunla bi gönderiver ficudun tamamına."

Sonra böbreğin hemen üstündeki bezler, veriyo bünyeye adrenalini, veriyo bünyeye adrenalini.

Adrenalin de diyo ki;

"Genç adam, bu iş böyle gitmez, burda durursak bu ayı bizim ağzımızı burnumuzu yırtar, kahveden adam toplamakla da dövemeyiz bunu. Ya temiz temiz alalım voltamızı, ya da delikanlı gibi, topla, tüfekle, ağır sanayi hamlemizle dalalım kitapsıza. Bak ben veriyorum burdan kalbe direktifi, damarları da genişletiyorum, beynine daha çok kan gitcek, kalbin daha hızlı atıcak, oksijenden adeta kafanı güzel edicem senin. Hadi koçuma, hadi bebeeme.."

Bundan sonrası senin karar mekanizmana kalmış.. Dersen ki "Erkekliğin %90'ı kaçmaktır", seni daha hızlı koşturuyo, karşına çıkabilecek daldır, taştır, tümsektir, onları daha kolay farketmene ve düşünce hemen kalkmana yardımcı oluyo.. Dersen ki "Ben bu ayının tillahını yerim ülen! Dirseğini bi bükersem, kurtulamaz elimden", o zaman da kaslara daha çok kan ve şeker gönderdiği için daha güçlü, daha hızlı oluyosun. İman gücü dedikleri şey, bildiğin adrinal aslında..
250 kiloluk mermiyi kaldıran Çanakkale'li Seyit Onbaşı'nın da kanında dolaşan bu, çocuğunu kurtarmak için Leopar'la dövüşen annenin kanında dolaşan da bu..

Miktarı da ne kadar biliyo musun.. Futbol sahası kadar düşün fücüdundaki kanı, bi çay kaşığı kadar adrenalin var onun içinde.. Tabi artık ayıyı döversin, dövemezsin, kaçarsın, kaçamazsın.. O senin kapasitene kalmış. Bu arada ayılar, isterlerse at kadar hızlı koşabilir, insandan 3 kat hızlı yüzer ve insandan çok daha iyi ağaca tırmanırlar.. Yanında bi tüfek yoksa yani, ayıya "ha hu!" yapmican.

Bu adrenalinin, Türk insanı üzerinde, hareketsiz kalma ve "Eşhedüennneee..." dedirtme gibi bi etkisi var, onu hala araştırıyorum, bulunca onu da yazarım..

Altına sıçıttıran hormon ise, henüz bilim adamları tarafından keşfedilemedi. Korkan bi adam niye altına sıçar abi? Ne faydası var sana yani? Ayı basar düşer diye mi bırakıyosun kabahati? Nasıl bi evrimleşmedir? Televizyonun üstüne konan dantel kadar faydası yok anasını satim.. Bilen varsa beri gelsin...


Hankısı?

21 Aralık 2009 Pazartesi


Bana deseler ki,


"Kaşar peynir mi, Beyaz peynir mi? Seç birini!!"

Cevap veremem a dostlar. İkisini birbirinden ayıramam, birine canım derken, diğerine metres muamelesi yapamam.

Sırf bu ikisini değil, peynirlerin hiç birini üvey evlattan saymam, hepsi benim çocuklarımdır. İlkokul öğretmenim gibi severim hepisini.



Faik'in bu kayıta yorumu: Kaşar hangisiydi la? Delikli olan mı?
Cemşit'in bu kayıta yorumu: Skime gada...

Hergele mi dedik?

15 Aralık 2009 Salı


Faik ile Cemşit.. Biri kahvehane işletiyo(sağdaki Cemşit), diğerinin ise şu ana herhangi bi ske derman olduğu görülmedi. İkisinin toplam 7 çocuğu var, fakat ellerine kız eli değmiş değil. Mitoz bölünmeyle çoğaldıklarını tahmin ediyoruz.

Artık blog'umda onlar daha yazıcak. Görürseniz şaşırmayın..


**Tıklayın büyüsün..

Tripanazomigambiyetsizler

13 Aralık 2009 Pazar




Pederden çalıp, annemden gizli gizli okuduğum L-manyak'ların, Leman'ların, edepsiz ve bol küfürlü dünyasında okumaktan en çok haz aldığım elemanlardı bunlar. Daral & Timsah..

Daha yaşım 12-13 olması lazım. Annem izin vermiyo o dergileri okumama. Yazık, kadın bilmiyo tabi neler neler okuyoruz, okulda kimlerle takılıyoruz.. Küfür ettiğimi 17-18 yaşında öğrenmişti. Bense 4. sınıfta hala daha en yakın arkadaşlarımdan biri olan şahıs bizim sınıfa düştüğünde çok pis küfür ediyodum zaten. Ama ne bilsin kadıncağız, oğlunu korumak istiyo o da..

İstiyo da, bilmiyo ki, ben dergileri saklamak için kullandığı, tüp yanı, baca deliği, gardrop üst çekmecesi gibi tüm zulaları biliyorum. 13 yaşında ve belaltının başka işlere de yarayabileceğini yeni yeni öğrenen bir ergeni, hafif cinsellik içeren, komik küfürlü, bambaşka bi dünyanın anahtarı olan o dergileri okumaktan alıkoymaya, değil benim ne yapacağımı gözümden anlayan annem, Hillary Clinton gelse alıkoyamaz zaten.. Neyse..

Nedendir bilmiyorum ama, Leman dergisini ilk elime aldığımda, hemen Daral ile Timsah'ı açardım. O zaman sanatçıların yaptıkları işle neler anlatmak istedikleri zerre umurumda değildi. Önemli olan, bir karikatürün veya sanat ürününün içerdiği meme sayısıydı. 2'ye bölüp içinde geçen çıplak kadınların da sayısını da bulabiliyodum üstelik. Ama Kunteper Canavarı, Vurkaçoğlu, Bahadır Boysal'ın köşesi gibi bir çok köşe cinsellik içermesine rağmen, ben önce bu adamları okurdum. Muhabbetler çok komik olurdu çünkü.

Daral'ın hakikaten daralması, Timsah'ın adına yaraşırcasına bir Timsah gibi alemden aleme akması, fırlamalığı çok süper gelirdi. Şöyle bi replik vardı, bak yıllar geçmiş üzerinden, hala aklımda;

"Ah Rıfat Hoca, zamanında parmaklarını birleştirip de cetvelle giriştiğin Timsah, şimdi senin emekli maaşınla aldığın yazlıkta, kızına neler yapıcak.. Bi de arabanın anahtarını çalarsam var ya, intikamın kralından sayıcam bu anı..."

Bi de bu esnada, Timsah'ın omuzlarında çıplak bi kızın olduğunu düşünürsek, değil tüpün yanına, Çin'e dahi saklasan gider bulurum ben o dergiyi anne.. Hiç kusura bakma..

Şimdi düşününce daha iyi analiz edebiliyo insan aslında. Daral dediğin tam arada kalmış, anti-politik, nihilizme yakın Türk genciydi mesela. Babasında para var, her şey var, ama tutunacak dalı yok. Boşluğa düşmüş, karı-kız, arabalar, imkanlar arasında ne bok yiyeceğini bilemiyo. Kötüsünü görmemiş çünkü, iyisini ne yapsın. Yogaya, terapiye gider, paraşütle giderken mastürbasyon yapar, okulunu bitirmeye çalışır, hiçbirinden istediği aidiyet duygusunu alamazdı.

Timsah da, tam anasının gözü.. Bi tane derdi var.. Onun bunun karısına kızına sarkayım, yatağa atayım, iğfal edeyim.. Bi de güzelinden araba ver altına, daha da bişey söyleme.. Cin gibi adam, ama kendinden başkası zerre umurunda değil. İşte şimdi böyle bi fırlama zekası, Daral'ın babasının imkanıyla birleşince noluyo biliyo musunuz? Seyyar fuhuş arabası oluyo işte..

Hatırlarsınız, bi ara öyle bi muhabbet çıkmıştı. Minivanların arkasındaki koltukları çıkarıp, bi de yatak atıp içeri, Amerikan filmlerindeki dondurmacılar gibi, beyaz kadın pazarlıyolardı. İşte bu Timsah'ın bu mevzu gerçekte yaşanmadan 4-5 sene önce aklına gelmişti. Hayata geçirip, çok da acayip para kazanmıştı hatta..

Timsah'ın olayı bu kadarla kalmıyodu. Menziline giren kızı ne yapar eder muhakkak yatağa atardı. Hatta bi keresinde, kendisine neden hep elinin donunun içinde olduğunu soran bayanı,

"Çünkü ben çocukken topum yoktu, pipimle oynadım, arabam yoktu pipimle oynadım… O benim ilk arkadaşım, ilk oyuncağım.."

diye tavladığını bilirim.

Ama biraz da içliydi hergele.. Bi tane kızı yatağa attıktan sonra altından pamuklu külot çıkınca acımış, kıza dokunmadan bırakmıştı. Sonra da Daral onu Nejat Alp dinleyip sessiz sessiz ağlarken bulmuştu. Timsah'ın yüzünün gülmediği tek hikayede buydu galiba..



Ya şimdi, nerde o eski karikatürler demek istemiyorum ama, şimdiki mizahçılar, işi biraz daha basitleştirdiler. Leman dergisi mesela, bayaa underground diyebileceğimiz tarzda bi dergiydi. İçinde küfür vardı, elemanların elinden sigara düşmezdi, cinsellik vardı, hatta belki de biraz fazla vardı. E öyle olunca da herkes almıyodu tabi dergiyi. Şimdi mesela Uykusuz dediğimiz canımız ciğerimiz degiyi, hiç bir anne çocuğundan saklamıyodur. Ama L-manyak okumak kolay değildi mesela.. Saklı olan daha güzel, daha tatlı olur ya, o yüzden hala daha Kötü Kedi Şerafettin'in, Kunteper Canavarı'nın, Mem-Coş'un yeri farklıdır bende..

Bi de eski muhabbetlerin güzel gelmesi var insana(Eğer bu duygu olmasa, yok efendim 80's Party, 90's Party, 60's Are Back falan gibi partilerin organizatörleri aç kalırdı.) Hem klasikleşmiş biraz, hem de hatırlayan fazla insan yok ya, çok süper geliyo insana..

Gene de son söz olarak söyleyeyim, tüm bu yazdıklarım, bu haftaki Uykusuz'a altıma sıçana kadar güldüğüm gerçeğini de değiştirmiyor. Hakikaten çok başarılı.. Hele ki, Budist Tapınak Rahiplerinin olduğu karikatür, Çeliktepe Cengizhan Lisesi-Lise Dö Sen Benuğa karikatürü ayarındadır, dikkat ediniz.

Haydi, sağlıcakla...



Bu adamın gözüktüğü, sesinin duyulduğu, kokusunun geldiği, yani var olduğu her türlü belgeyi, değerini ödeyerek satın alacağım. İlgilenenlere duyurulur.


Üstünde lazımlık, araba lastiği, 40 metre urgan, tenis raketi vs. taşıyan başka bir televizyon karakteri var mıdır acaba.. Lost'un yapımcıları, izleyin de feyz alın abisi.. Milleti adaya düşürmekle, 2 dakika bilmem kaç saniye bayıltmakla adam olunmuyo..

Yapın siz de bi Cevat Kelle, o zaman adamdan sayarım seni..

Neşeli Mili - O... Çocukları

10 Aralık 2009 Perşembe


Buyrun size Türkçe Reggae.. Türkçe Rap gibi oluyo biraz böyle diyince ama, mevzu başka.. Dinleyince anlarsınız zaten..

Myspace sayfalarını da veriyorum, iice araştırın, belleyin, hazmedin efendim.. Hele Çiçek Aslan Paşa şarkısını özellikle tavsiye ediyorum.



Öncelikle tüm blog okurlarımdan, uzun süredir yazamadığım için özür diliyorum.


Ama bi sor sevgili okur, niye yazamadın diye.. Bilgisayarım bozuldu çünkü. Bilgisayarım yok şu an.. Senin kalemin olmasa, yazı yazabilir misin sevgili okur. Defterin olmasa, emanet defterle günlük tutar mısın.. Başkasının şeyiyle gerdeğe girmekten saymaz mısın bu eylemi..

Tekrar özür diliyorum, ve asıl mevzuya giriyorum.

Bugün domuz gribi aşısı oldum ben. Bu kadar tartışmanın ortasında gittim, randevumu aldım, aşımı yaptırttım.

Zaten bu kadar tartışma beni bağlamaz..

Tüm doktorlar yaptırın diyecek, WHO(Dünya Sağlık Örgütü) yaptırın diyecek, kendisi de bi sağlık çalışanı olan babam yaptırın diyecek, bi tane imam hatip mezunu, tıbbın "T"sinden anlamayan, çakma futbolcu, devlet adamı kılıklı denyoyla, eski sağlık bakamayanı, Osman Durmamış adındaki kılıksız adam yaptırmayın diyecek. Ben de yaptırmıycam.. Hadi len, o çakma futbolcu RTE ne dediyse ben hep tersini yaptım bugüne kadar. Hatta bu H1N1 aşısını sırf o sığır yaptırmayın dedi diye inadına yaptırttım.


Zaten bence ortada bişeyin döndüğü falan da yok. Direk komşu lafıyla iş yapmaya benziyo bu.. Hani bizim insanımız, doktorun verdiği ilacı almaz da, komşusunun dediği ne idüğü belirsiz, renkli renkli haplardan 3'er 5'er tane atar ya;

Biri bişey diyo "Abi Amerika göndermiş aşıları, içinde bok varmış, yapıldığı kazana sıçıyomuş hamerigalılar.", "Dünya sağlık örgütü pazarlıyomuş olm, yaptıranı s.kiceklermiş uykusunda"falan.. Sonra o onun teyzesine söylüyo, o onu kahvede söylüyo, söylentiler yayılıyo falan filan..

Neyse, uzun lafın kısası, ben oldum aşı, az bi bekleyin 3-5 gün falan, bana bişi olmazsa siz de yaptırırsınız. Ya da üç çocuk da yapabilirsiniz. Size kalmış...

Blog Widget by LinkWithin