Every human being on earth, has the right to dream freely. Including, bastards, alcoholics and even idiots.

Melaba!

Bu blog'un yazarı, bu blog'la ilgili hiç bir şey vaad etmediği gibi, eşek sıpasının da tekidir. Bi hayrını görmezsiniz. Yaralı parmağa işemez yani. O derece...

Yasaklar??

6 Eylül 2009 Pazar

Şu Banu Güven'in sigara yasağıyla ilgili yazısını paylaşıyım de ben.. Benzer şeyler düşünüyoruz çünkü.. Hatta bir ortak noktamız diyebilirim. Ortak paydada çok pis buluşuyoruz bile diyebilirim. Ruh eşi olmamız çok muhtemel bile diyebilirim. Gerekirse NTV'nin kapısında yatar, güvenliklerden ölümüne dayak yerim de diyebilirim de, güvenliklerin köpeği falan vardır, salarlar üstüme diye demiyorum..



Yazan: Banu Güven

Ama bu ortak nokta olayı, kadın-erkek ilişkilerinde iyi bişiydi di mi lan??

Annemlere istetecem o zaman seni Banu!! Yaptırıyorum çukulatayla çiçeği, çekiyorum lacileri ona göre..

Hitler, Milgram ve Die Welle

4 Eylül 2009 Cuma


Konumuz Hitler Almanya'sı. Hepimiz izledik di mi o filmleri. Piyanist, Schindler'in Listesi, Er Ryan'ı Kurtarmak, Hayat Güzeldir vs.. Hepimiz de dedik ki, insan böyle bir kafa yapısına nasıl uyar? Bile bile nasıl insan öldürür? Hitler'in subaylarından biri neden çıkıp da, "Aga n'aapıyoruz biz?" demedi.. Bize öğretilen, veya doğmadan bize verilmiş olduğunu düşündüğümüz, iyi ahlak, diğer insanlara zarar vermeme olgularına bu denli karşı gelen eylemleri(çocuk ve kadınları öldürmek, insanları gaz odalarına kapatmak vs..) bir insan evladı nasıl yapar..


Öncelikle, siz o filmlerde ya da bu olaylarda ne düşündüyseniz aynısını düşünüyorum. Yapılan olay vahşet sınırlarını zorluyor. Fakat burda 7 milyon insanın öldürülmesinden bahsediyoruz. Yani bunu Adolf Hitler'in tek başına yapması imkansız. Ha dese en aşağı 15 sene sürer o kadar adamı öldürmek. Yani birilerinden muhakkak yardım aldı. Birileri O'nun yerine adam öldürdü. Gözünü kırpmadan hem de.. Peki bu adamların çoğunluğunun, "Ben böyle bir şey yapamam" demesi gerekmez miydi sizce? Bu adamlar senden benden ne kadar farklı olabilir. Adam öldürmeye meraklı, piskopat, kana susamış kaç tane adam bulabilirsin. Hitler senin düşündüğünün en az 3 katı oy almış. O kadar adam toplamış yanına yani. İktidara geldiği seçimde aldığı oy oranı %43. Bizim başımızdaki Allahın Belaları kadar nerdeyse.

Şu an memleketi yönetenleri günahım kadar sevmiyorum. Onlara oy verenleri de çok sevdiğimi söylemem. Ama heralde RTE, hadi dese 7 Milyon adam öldürmezler. ACABA?

Milgram deneyi zaten burda devreye giriyor. Kimdir Milgram? 1950-1960 yıllarında söz sahibi olmuş, Amerikalı bir psikolog. Bir deney yapıyor zat-ı muhterem, hala tartışılıyor.



Yaptığı deneyi kısaca açıklayalım. Öncelikle ulusal gazeteye ilan veriliyor. Bulunan insanlara deney açıklanıyor: Seçilen kişi ya öğretmen olacak, ya öğrenci. Kura çekiliyor. Fakat burada bir hile var. Gazete ilanıyla bulunan kişi kesinlikle öğretmen oluyor. Yani kurada kullanılan iki kağıtta da öğretmen yazıyor. Öğrenci olan kişi ise Milgram'ın asistanlarından biri. Kendisine öğretmen yazan kağıt gelmesine rağmen, öğrenci çıkmış gibi davranıyor. Bu arada öğrenci çıkan sahte-deneğin, öğretmene kalp hastası olduğunu belirttiğini de söyleyelim.

Bu aşamadan sonra, sahte denek ve gerçek denek(yani öğretmen ve öğrenci) birbirlerinden ayrılıp bitişik iki odaya konuluyor. Öğretmen ile öğrenci sadece ses ile iletişim kurabiliyorlar. Öğretmenin eline bir elektro-şok cihazı ve sorular veriliyor. Elektro-şok cihazı tabi ki sahte. Üzerinde 15 volt'tan 450 volt'a kadar elektrik seviyeleri var.

Öğrenci, diğer odaya değil Milgram'ın yanına gidiyor ve öğrencinin olması gereken odaya bir radyoteyp koyuluyor. Bu teybin içinde, öğrencinin çeşitli voltajlara karşı vereceği tepkilerin kayıtları var. 15 voltta bu tepki "Yapabileceğinin en iyisi bu mu?" şeklindeyken, voltaj arttıkça "Bu gerçekten acıttı.", "Aman Tanrım biraz yavaş" gibi tepkilere ve 450'ye yaklaştıkça ise duvarı yumruklamaya ve ölürken çıkan seslere benzer sesler çıkartmaya kadar gidiyor. Voltaj şiddetinin üzerinde de gerçeğe uygun uyarılar var. 250 voltta örneğin "Extreme Danger" yazıyor. 450 voltta ise "Death" yazısı ve bir kurukafa işareti var.

Öğretmen-öğrenci olayı ise şu şekilde. Öğretmen kelime çiftleri öğretmeye çalışıyor. Önce 2 kelime söylüyor örneğin, sonra bunu öğrencinin tekrarlamasını istiyor. Bu proses giderek zorlaşıyor. İlerde 5 kelime çiftinin, ardı ardına tekrarları isteniyor örneğin.


Öğretmen olan denek, voltajı arttırmakta tereddüt ettiği zaman ise, internetten alıntıladığıma göre şu cümleler söyleniyor kendisine:


  1. Lütfen devam edin.
  2. Deney için devam etmeniz gerekiyor.
  3. Devam etmeniz kesinlikle çok önemli.
  4. Başka seçeneğiniz yok, devam etmek "zorundasınız".

Eğer bu cümlelerden sonra durulmazsa, 3. kez 450 volt verildiğinde deney durduruluyor.

Deneyden önce, toplum içerisindeki aşırı piskopat, tabiri caizse, ölü kediyi tekmeleyen insanların bu raddeye gelebileceği öngörülmüş. Ki bu oran %1.2 civarı.

Peki sizce katılan deneklerin yüzde kaçı 450 volta çıkmış?

%65.

40 denekten 25'i diğer odadaki insanın öleceğini bile bile 450 volta kadar düğmeye basmaya devam etmişler. Hiçbiri de 300 volttan önce durmamış. Bu deneklerin içerisinde ilkokul mezunundan, doçentlere kadar bir çok sosyal katmandan insanlar var.

Bu deney, gerçekten sosyolojik yapı üzerine mesai harcayanların çoğunu şoke etmiş. Hitler Almanya'sının aslında ne kadar basit oluşturulabileceğini açıklamış bir çoğuna göre. Otoriteye boyun eğmenin aslında ne kadar kolay olduğunu, 40 deneklik basit bir deneyle, ummadığı bir şekilde ortaya koymuş Wilgram.

Yani aslında, bugün üstüne onlarca film çekilen, hepimizin haklı olarak "Tu kaka" dediğimiz Nazi Çetesinin, bir çok subayının aslında sadece otoriteye boyun eğen, beyni çalışmayan insanların oluşturduğu bir tayfa olduğunu göstermiş.

Demem o ki, bir tane sosyopat, kendini bilmez adam, otoritesini kullanmayı akıl ederse eğer, aramızdaki 10 insandan 7 tanesini, emrettiği ne olursa olsun, köpeği yapabilir. Dinlemeden, anlamadan, sonuçlarını düşünmeden iş yapmak, gördüğümüz üzere, içgüdü gibi bişi.

Bir de "Olm bu adamlar manyak mı? Bu kadar adam nasıl öldürülür?" diye aklından geçiren arkadaşlara(kaç tane var artık bilmiyorum yani, her an g.te gelebiliriz) bi fikir versin diye oturdum, hiç üşenmeden, ordan burdan topladıklarımla bu yazıyı yazdım.

Şimdi diyecekseniz Die Welle ne ayak.. Linkini veriyorum aşağıda;

İzleyin, izlettirin, konu pekişsin..



İm July'nin Christiane Paul'u da bonus olsun size..



Şunu söyleyerek başlıyorum, "Ben berbere gitmekten nefret ediyorum." Evet, zaman kaybı gibi geliyo. Ayrıca daha bir kere de berberden mutlu ayrılmış değilim. Türkiye'deki berberlerin %90'ı, sen ne anlatırsan anlat, o an televizyonda kimi gördüyse, hangi futbolcuyu seviyorsa o modeli yapar. Değirmendere'de ben 6 ay Owen saçıyla dolaştığımı bilirim. Sırf bu nedenlerden ötürü, artık yaptırıyorum 3 numara, oh mis!! Sıçma ihtimali yok. Berber değil makine kesiyo çünkü. Neyse, dağıttık mevzuyu..


Asıl anlatmak istediğim, ve merak ettiğim şey; berberlerdeki teknoloji merakı. Kesin dikkatinizi çekmiştir, Plazma televizyonsuz berber olmaz. Esnaf ve sanatkarlar odası ruhsat vermiyo heralde. Plazma'nın markaları zaten bomba. HİSTAİ, MOEL, HITACHI benim gördüklerim. Kafaları da çalışmıyo yani. Ulan HISTAI ne?? Plazma olum o. Hassas alet, teknoloji ister, kalite ister. Kanal değiştirirken patlıcak bigün beyninde, onu istiyosun sen.. Bi de kanal meselesi var tabi. Bunlar da Esnaf ve Sanatkarlar odasının 4/c maddesinin 12. bendinde belirtilmiştir:

" Berber dükkanlarında sadece karısı kızı bol klipler yayınlayan, mümkünse IQ'sü çift haneleri geçmeyen VJ'lerin bulunduğu, akla zarar NR1 TV, ViVA! ve KRAL TV izlenilebilir."

Yarım saat sürücek ya traş, dinle artık.. Funda Arar mı istersin, Funky-Pop tarzı zenciler mi istersin, trans-soul mu istersin. Beynin ezilmeden bırakmazlar. Neden? O sadece bir berber değil, aynı zamanda bir teknoloji aşığı. Çoktan koymuştur 7+1 ses sistemini. Sanki Nevizade'de birahane açıyo artis.


Bitti mi? Bitmedi. Bir berberin olmazsa olmazı nedir? Dokunmatik ekranlı, 35 megapiksel kameralı, 3 bantlı, 3G'li, 1400/1600 frekans aralığında çalışabilen cep telefonu. CEO ya. Lazım oluyodur. Lan olm senin neyine lan? Nabacan senin telefonunda uydu özelliği olsa-olmasa? Ben mühendis adamım hala Nokia 1100 kullanıyorum len. Yetiyo gayet. Hayır şundan da haberi yok, kullanmadığı özelliklerin parasını da veriyo.

Hem bi gün işin düşse, "Abi bi telefon edebilir miyim?" diye sorsan, kontürüm yok der. Telefon 1 milyarlık, kontürü yok. Bu ne yaman çelişkidir berber abi? Telefonun adam akıllı kullanacağın bi tane fonksiyonu var, onu da sen beceremiyon. Adamsın!



Zaten berberlerin efsane sözü, traşa başlamadn önce makası tarağa iki kere vurup, "Telefon neydi abicim senin?" olur. Bunu duydun ya, sağır-dilsiz taklidi yapsan farkmaz. Sony-Ericcson'un pazarlama müdürü gibi, piyasa analizi yapmak zorundasın.

Laptop sonra.. Televizyondan olmazsa, Laptop'tan açıyolar müziği. Böyle mor ışıklı falan.. Msn açık kenarda. Haspin allah..

Sonuç olarak birinin bu adamlara gerçekleri açıklaması gerektiğini düşünüyorum. "Abicim sizin teknolojiyle bu kadar işiniz yok, senin kullanman gereken en teknolojik alet traş makinasıdır. Makastı, taraktı bunlar zaten Tunç Çağı'nda bulunmuş şeyler. Biraz sakin olun, kazandığınız parayı çarçur etmeyin. Yazık günah.." demesi lazım.

Bi şey daha sorucam lan,

Niye sizin adınız hep Hızır oluyo??

Gülay Özdem

3 Eylül 2009 Perşembe




Buyrun size yeni Banu Güven. NTV'nin karizmatik, esmer spiker armadasının sonuncusu. Gece Bülteni'ni sunuyor. Ben çok tuttum, siz de beğenirseniz ne ala...



Sultans of Swing

2 Eylül 2009 Çarşamba


Oturun, sonuna kadar dinleyin derim. Nası derler, temiz çalmış adam. Alaman arabası gibi, tıkır tıkır.. Ayağımıza kadar geldi, dinleyemedik..

*Video için ChaoGrey'e teşekkürler.

Luki Luk!

1 Eylül 2009 Salı


İlk defa hayatımda, şansım yaver gitti galiba. Evden yol parası aldım diye çıktım. Almamışım, dolmuşa 5 adım kala farkettim. Bindikten sonra farketsem daha fena da. Hemen kenardaki bankamatiğe gittim. Taktım kartı. Bi baktım 17 TL var. Para çekmeye bi bastım, 10 TL kutucuğu pırıl pırıl parlıyodu. Hem de İş Bankası. Ziraat olsa neyse.. 5 TL'lik banknot halinde almışlığım bile vardır ondan. Ama İş Bankası dediğin bankanın ATM'si 50 TL'likleriyle meşhurdur. 4 ATM'de sırasıyla sadece 50 TL ve türevlerinin olduğunu bilirim. Ama bugün 10 TL vardı. Hatta sonuncuyu ben çekmiş bile olabilirim. Ordan para çekemesem taaa eve geri dönücem falan filan.. Bi ton iş..


Şansım bu kadarla da kalmadı. Dolmuşa bi gittim, 6 kişi kuzu gibi beni bekliyo. Ben bindim hareket ettik, yağmur olmasına rağmen zerre de trafik yoktu. Tam kesme menzilimin içinde de güzel bi kız oturuyodu..

Bugün kafama piyano falan düşecek galiba. Bir günde işlerin bu kadar güzel gitmesi hiç normal değil.. Etrafımdaki insanlar; Dikkat edin..

Hergelenin Rüyası diye diye..

31 Ağustos 2009 Pazartesi


Benim kabuslarım meşhurdur. Çok salak kabuslar görürüm. İnsan rüyasında kabus diye, Ramazan Davulcusu görür mü? Ben görürüm. Hem de öyle böyle değil, çığlıkla uyanmalı falan. Ama galiba bu sabahki olaya son noktayı koydu. Bundan saçma bi kabus göreceğimi zannetmiyorum.


Rüyamda, dişimin arasına kurban eti girmişti. Uğraşıp, uğraşıp çıkartamıyodum. Fıçıkı, Fıçıkı diye de ses efekti bile vardı.

Blog'un adını mı değiştirsem, naapsam?

Bilemedim...


Geçenlerde, bizim mecliste konuşmuştuk. Bugün de dolmuşta duydum. Teşvikiye'den Taksim'e gidicem. Bindim dolmuşa. 2 kişi var önümdeki koltukta. Bişeyler anlatıyolar birbirlerine. Mevzu döndü dolaştı, Türk insanının misafirperverliğine geldi. Döndü dolaştı diyorum, çünkü o Teşvikiye dolmuşları lanet ettirebiliyo. 3. falan bindiyseniz, totalde 8 kişiyi bulup hareket etmek, tek başınayken dörtlüyü bulup okey'e oturmaktan daha zor. Bilen bilir. Neyse. Konuşan abilerden biri fularlı böyle, bi tanesinin üstünde saçma sapan bi tişört, modacı mı takılıyo nedir. Lan zaten adama sormazlar mı, "Hani marjinaldin, n'aabıyosun dolmuşta?" diye. O bambaşka mevzu. Bunlardan bi tanesi, söylediği cümlenin sonunda,
"Akdeniz insanıyız ya abi.. Ondan.." dedi. "Meh meh.." diye de güldü. Ulan kendimi düşündüm. Akdeniz insanı mıyım acaba diye. "Hmm, du bakayım.. Anne Bolu, Baba Bolu, ben Kocaeli... I-ıh." Ben değilmişim mesela. Bunu anlamam yaklaşık 3.5 saniyemi aldı. Çok basit bişey. Herkes maksimum 5 saniyede nerenin insanı olduğunu anlayabilir. O fularlı sığır da anlayabilir de.. Mevzu başka..




Var işte böyle bi kafa. Kimse "Karadeniz insanıyız ya abi. Kafamız az çalışır biraz." falan demek istemiyo heralde. Akdeniz insanı dedin miydi, İtalyan'la, İspanyol'la bir tutmuş oluyosun kendini. Sanki bi Akdeniz'li onlar. Tunus'da Akdeniz abicim. Mısır'ın da var Akdeniz'e kıyısı. Sence misafirperver mi lan onlar. Mısır'a git bakiyim bi, "Bu gece sizde kalabilir miyim" diye bi sor. Cüzdanından başka nelerini kaybediyosun. Bak yukarıda haritaya, ucundan g.tünden değen herkes Akdeniz insanı olsa.. Hey babam hey.. Libya var mesela. Sen biliyon mu Libya'yı, fularlı? Git valla adamın g.tünü keserler orda. "Ama, ama, Akdeniz? Misafirperver? Bu sızı? Aman yaleppi?" diye sayıklarsın sonra..

Hem artık bizde Akdeniz geni kaybolmuş gitmiş.. Nedir Akdeniz'li tipi? Siyah saç, çok esmer olmayan ten rengi, kara gözler falan. Artık bizim tipimiz böyle değil ki. Ben sana anlatayım Yeni Nesil Türk Genci'nin tipini. Kumral, ela gözlü, beyaz tenli.. Karışmış çünkü. Kuzey'den gelmişler, efenime söyliyim Güney'den gelmişler, Doğuydu, Batıydı derken, karma bi olayımız var şu an. Kimse nerden n'olduğunu bilmiyor.

Ulan zaten Zeytinyağı'nın kilosunun 25 milyon olduğu ülkeden Akdeniz ülkesi mi olurmuş? Bırah allaşkına...

Amin!

30 Ağustos 2009 Pazar


Şu möbarek Ramazan ayında, yaradan hiç bir öğrenciyi, bilgisayarsız, internetsiz, DVD'siz, buzdolapsız bırakmasın.


Amin!!


Tunanymous


Zira 15 dakika öncesine kadar hiçbiri yoktu evimizde. İnternet ve bilgisayar olayı halloldu. Diğerleri hala yok. Nedir lan bu eziyet? Kalmış şurda bir senemiz. Evin bütün vidaları bir bir sökülüyo.



Savrulurken raconun
kırmızı pelerini, o zarif öfkene,

Zaman ki sana hasta olmuş,
İncelikli haytasın.

Nüksederken raksına mahallenin maaşallahı, eyvallahı;

Güzellik be oğlum,
Şimdilik ölümüne kadar hayattasın.

Şimdilik, ölümüne kadar hayattasın.

Ağır Roman gibi film var mı lan.

Yalnız bu Mustafa Altıoklar'ın olayını anlamıyorum. Sen Ağır Roman'ı çek, İstanbul Kanatlarımın Altında'yı çek. İkisi de Türk Sineması'na damga vursun, Okan Bayülgen'le, Savaş Dinçel'le çalış.. Sonra da git Lise Defteri diye Beyza'nın Kadınları diye salak salak filmlerle, dizilerle uğraş.

Bu neye benzer biliyo musunuz, Usain Bolt'un önümüzdeki sene, Tokat 19 Mayıs Şenliklerinde, Nazif Yılmaz Lisesi adına koşup, 100 metreyi 15 saniyede tamamlaması. Veya, Rolling Stones'un Gurbetçi-pop sektörüne girip, Yuvacık Ayva Festivali'nde sahne alması.

2 tane çok kral film çekmişsin, Underground piyasada kral olucan, az kalmış.. 3 kuruş daha fazla para kazaniyim diye Emre Altuğ'la basketbol-gençlik dizisi çekiyosun. Lan sen hiç düşünebiliyomusun Tarantino'yu, One Tree Hill çekerken. Az biraz feyz al be oğlum. Koskoca doktor adamsın. Bunu da ben mi söyliyim..

Woodstock

22 Ağustos 2009 Cumartesi


Çok ilginç bi olaymış hakkatten. 18-25 yaş aralığındaki ortalama bi üniversite öğrencisine sorsan, en çok nerede bulunmak istersin diye, %90 Woodstock festivalini söyler heralde.


Geçen hafta ailemin yanından İstanbul'a dönerken, Ntv Tarih aldım Kavaklı garajlardan. Bu Woodstock olayının da 40. yıldönümü olduğu için Ntv Tarih çok ayrıntılı bi yazı yazmış hakkında. Okuyunca insan daha bi fena oluyo üstadım. Bizim buradaki Rakenkok'du, Efes Pilsen One Love'dı falan, Woodstock'un yanında, Nejat Alp'in piyanist şantörlüğünü üstlendiği, dandik Kağıthane pavyonlarında ortalama bi geceden bile sayılamaz. Yazıdan bazı rakamları alıntılıycam sadece. Merak edenler paraya kıyıp 5 lira versin, okusun. Ya da Gugıl'a falan sorun ne biliyim.

  • 2 doğum
  • 3 ölüm
  • 6000 hasta
  • 33 tutuklama
  • %90 uyuşturucu kullanım oranı
  • 446 polis ve şerif
  • 600 portatif tuvalet
  • 250.000 festival alanına ulaşamayan kişi
  • 2,400,000 $ festival için harcanan para
  • 90 sanatçı ve grup
  • 500,000 toplam izleyici
Varın gerisini siz hesaplayın. Sen de Kurtköy'de 10000 kişi topladım, çadırda da kalıyolar diye, festival yaptım zannet.

Buyrun festivalin afişi:




Buyrun bu da bileti:



Allah herkese böyle festival nasip etsin, ne diyelim..


Bi sitede görmüştüm. Amerika'da hangi mühendis ne kadar kazanıyor diye. Bizim umut ettiğimiz, "Ulan şu paraya girsem iyidir lan!" dediğimiz maaşları nerdeyse 2'ye, 3'e katlıyodu. Dün bi daha gördüm aynı sıralamayı. Biraz araştıriyim dedim. Örneğin Amerika'da Endüstri Mühendisi ne kadar kazanır, Makine Mühendisi ne kadar kazanır? Altta veriyorum sonuçları, yanlız hemen konsolosluklara koşmayın, büyük ihtimal bizim diplomalar orda geçmez..


Makina Mühendisi - 63000$
Elektrik Mühendisi - 63000$
Yazılım Mühendisi - 75000$
İnşaat Mühendisi - 58000$
Elektronik Mühendisi - 74000$
Sistem Mühendisi - 77000$
Üretim Mühendisi - 54000$
Network Mühendisi - 67000$
Endüstri Mühendisi - 72000$

Bu maaşlar yıllık bazda tabi ki. Ne eder işte, böl 72000'i 12 ye. Ayda 6000$. Aşağı yukarı 9000 TL. Türkiye'de bu parayı kazanan adama Arşidük gözüyle bakıyolar lan. Aylık bi de. Her ay 9 geliyo. Düşünsene bi, her ay 9 hesabında. Takıyosun kartı, hooop dokuz. Her ay dokuz. Ulan biz ayın 7'si olsun, 180 lira kredi yatsın, rahat rahat iki bira içeriz diye seviniyoruz, adamlar bir aylık maaşa Tekel Bayii açıyolar. Vay adaletini...

Başka mesleklere de baktım, hazır elim değmişken.

Eczacı - 110000$
Anestezist - 310000$(anasının gözü)
Avukat - 85000$
Polis - 45000$
İtfaiyeci - 40000$
Lise Öğretmeni - 50000$

Eğer ki bunlar doğruysa, vah benim babama. Adam 35 yıllık eczacı lan. Söylemiyim neyse, morali bozulmasın.

Merdivenin üst tarafına bakmış oluyoruz biraz ama, "Ulan neden olmasın? O düdükler kadar mühendisim ben de." diye düşünüyo insan.

Neyse, ben zaten çok büyük adam olup, Dünya'yı kurtaracağım için, para benim için ikinci, hatta üçüncü planda kalıyo.

Bu arada, Amerika Konsolosluğu'nun telefonu kaçtı lan? Benim bi arkadaşa lazım da...

Yürü git len!

16 Ağustos 2009 Pazar


3 dakikalık Youtube videosunda, 8 kere tekrarı, bir kere orjinali gösterilebilen mucize mi olurmuş.


YÜRÜ GİT LEN!!

Benim Olacak Fıstık

13 Ağustos 2009 Perşembe


Bir gün benim olacaksın lan. Takıcam koluma furucam kıpaçı, furucam kırpaçı..


Bugün spor servisinde aldım haberi. Ömer Üründül'ün ayağı kırılmış. Geçmiş olsun tabi ki. Ama senin hakkında söylemek istediklerim var Ömer. Bunları yıllardır dost meclislerinde konuşa konuşa bi hal olduk, bi senin kulağına gitmedi.


Seni hiç sevmiyorum sayın Üründül. Günahım kadar sevmiyorum ya. Bence Dünya üzerindeki en kötü spor yorumcusu sen olabilirsin. Olabilirsin değil, öylesin. Eğer ki bu işlerden para kazanıyorsan, haketmiyosun o parayı. Haram para, haram lokma geçiyo boğazından. Futbolu da bilmiyosun, konuşmayı da bilmiyosun. Bi insan bu kadar garantici olur mu ya.. 3 tane kalıp ezberlemiş(altta yazıcam), bunların söyle dur. Söyle dur. İnsan hiç mi değiştirmez, hiç mi kendini geliştirmez, başka yorumculardan, futbol adamlarından bişeyler kapmaya çalışmaz. Bi otur bi kere Rıdvan'ı dinle, Mert Aydın'ı dinle, lan ne biliyim gel bizi dinle lan futbol konuşurken. Yemin ediyorum senden daha iyi yorumculuk yapacak 1 milyon Türk genci var sokaklarda. Hayır, şimdi TRT'nin de mallığıdır bu. Ya yorumcu mu kalmadı, eski futbolcu mu yok usta. Bi kamuoyu yoklaması, bi anket yapamıyor musunuz, koskoca TRT. Bu adamı seven var mı, saçları ne kadar kötü, bi kere adam gibi bi yorum yapmadı falan.. Adam maç yorumlarken, çay karıştırma sesinin geldiğini ben biliyorum yahu. Sonra neymiş "Yalçın, nefesim kesiliyo Yalçın.." Biz bu kadar okuyoruz, çalışıyoruz, ediyoruz, adam atmış kapağı TRT'ye, bir kuruşunu bile haketmeden para kazanıyo. Kazanmıyosa bile canımı sıkıyo benim. Sevmiyorum lan seni. Pis!

Bu adamı zaten tutmazdım da, 2008 Pekin Olimpiyatlarında olan olaydan sonra, nefret seviyesine geldi. Olayı anlatıyorum efenim.

Dediğim gibi 2008 Olimpiyatlarını izliyorum. Ailemin yanındayım ve internet, PS2 vs. vakit geçirebilceğim hiçbir şey yok. Evdeki en teknolojik alet tost makinası. Dedim Olimpiyatları o zaman izleyebildiğim kadar izliyim. Bak şaka yapmıyorum, tekvandodan güreşe, atıcılıktan okçuluğa, 3000 metre engelliden tüy siklet boks maçlarına kadar ne bulursam izledim. Oturdum tam 6.5 saat bisiklet yarışı seyrettim hatta. O derece. Neyse. O gün jimnastik izliyodum. Severim ben jimnastik yarışlarını. Dünya Şampiyonası falan da yakalarsam izlerim. Takımlar kategorisi. Çin ve Amerika finale kalmışlar. İkisi de çok iddialı zaten. Amerika eski şampiyon, Çin de ev sahibi. Zaten öyle meleke, antreman gerektiren branşlarda(dalma, halter, pinpon vs.) Çin bi acaip. Kim anlatıyodu hatırlamıyorum ama, yorumcu olarak Jimnastik Federasyon Başkanı Atilla Örsel var. Gayet güzel bi şekilde anlatıyo kuralları falan. İşte ayağını bükmesi şu kadar puan kaybettirir, alanın dışına çıkarsa bu kadar puan kaybettirir diye. Ulan dedim aferin TRT'ye ne güzel işi bilen yorumcu bulmuşlar. Bunca yıldır bilmeden izliyoruz dedim kendi kendime. Ama sağolsun TRT lafı ağzıma tıktı. O kadar güzel yorumun üstüne, arkadan gelen bu cümle, TRT'ye oluşan bütün sempatimi ve iyi niyetimi aldı götürdü:

"AMA ÇİN TAKIMI DA ÇOK FORMDA!"

Ömer Üründül dedim sana yazıklar olsun. Burda da mı lan. Burda da mı. Defans Blokları yok, Erken gol yok, sen nerden çıktın lan gene, Pis! O gün bugündür, ağır şekilde nefret ederim kendisinden. Yorumladığı maç çok çok önemli değilse de izlemem. Sinirlerimi zıplatıyo çünkü terbiyesiz.

Son olarak buyrun size, Ömer Dürümdür incileri. Bütün maçı sadece aşağıdakilerle yorumluyor.

1 - Bloklar Arası Uyum

Kim öğrettiyse artık. Bütün maç tutturur bi bloklar arası uyum. Ulan kime göre neye göre. Sanırsın Total Futbolu, Cruyyf değil bu buldu.

2 - Kollektif Futbol

"Collective" kelimesini ilk kullanan adamın kemikleri sızlıyodur heralde, bu adam her bu lafı söylediğinde.

3 - X takımı golü erken buldu, şimdi Y takımı açılıcak, çok zevkli bi maç izliycez.

Bunu her söylediğinde maçın 1-0 veya 1-1 bittiğini anlamadı hala.

Demem o ki, çık hayatımızdan Ömer. Rahat bırak bizi. Biz Rıdvan'lara, Murat Kosova'lara, Okay Karacan'lara layığız. Para aldıysan da TRT'ye geri ver. Milli müessese lan orası. Düdük!

Blog Widget by LinkWithin