Every human being on earth, has the right to dream freely. Including, bastards, alcoholics and even idiots.

Melaba!

Bu blog'un yazarı, bu blog'la ilgili hiç bir şey vaad etmediği gibi, eşek sıpasının da tekidir. Bi hayrını görmezsiniz. Yaralı parmağa işemez yani. O derece...

Arkasındayız.

27 Ekim 2009 Salı


Sanırım üstümde verici taşıyorum. Nerede denyo, değişik, tek haneli IQ'ya sahip insan varsa beni buluyo arkadaşım..


Bak bugün noldu.. İşimiz düştü, Philip Morris'in Küçük Çamlıca'daki genel merkezine gitmem gerekti. Gece boyu araştırma yaptım, en kolay nasıl giderim falan diye.. Arkadaşa eşe dosta sordum falan.. Telefonda anlatan kadın, arabayla gelicekmişim gibi anlattı çünkü.. Lan ben ne bilirim arabayı.. Arabayı bırak, benim bisikletim bile yok.. Dedim bana toplu taşımadan bahset abla.. Dünya barışından bahset, mavi denizleri anlat falan.. Kadın dedi bilmiyorum.. Tamam dedim sen bana açık adresi ver, bu çocuk zaten Google mühendisi. Bütün projelerimi, ödevlerimi falan Google sayesinde yapıyorum. Acıbadem'e de nasıl gidilir buluruz heralde...

Neyse bi rota çiziktirdim kendime, internet sağolsun. Fakat teoride süper olan planım, pratikte sıçtı. Metrobüsten bi indim. Tanımadığım bi yer.. Yol soracak kimse de yok.. Normal koşuşturmada insanlar.. Bi büfe, ne biliyim, bi esnaf falan yok ortalıkta.. Neyse..

Bakıyorum etrafa, gözüme kestirdiğime soruyorum.. Biri biliyo, biri yarım yamalak anlatıyo, biri benden beter, "Orası diil de, Sultanbeyli'ye nasıl giderim yeğenim" gibi cevaplarla karşılaşıyorum.

Uğraş, uğraş, en sonunda caddeyi buldum bi şekilde.. Ama yukarı mı gitcem aşağı mı gitcem onu bilmiyorum. Google'dan baktığıma göre de baya uzun bi cadde. Ters tarafa gitmem felaketle sonuçlanabilir. Zaten 15 dakika kalmış görüşmeye.. Bi tane adamı kestirdim gözüme, sorumu sordum..

"Abicim, buralarda Philip Morris'in binası varmış.. Nerededir acaba?"

Adam bir cevap verdi ki.. Bir cevap verdi ki... Al bunu koy müzeye. Sergilemelik ya.. Anasına babasına acıdım adamın.. Cevap da değil, soruya soruyla karşılık verdi..

"Sigara mı alacan?"

Be yurdum insanı, be Oğuz Kağan'ın, be Yunus Emre'nin torunu.. Sigara alıcak olsam, sence genel merkezine mi giderim Sigara şirketinin. Büfe sorarım sana, bakkal sorarım, çakkal sorarım.. Hiçbirini sormasam, yardımseverliğine güvenir, sigaran var mı diye sorarım..

Adama cevap bile vermedim.. Yürüdüm gittim..

Şimdi de kaymakamlığa başvurucam, o abinin soluduğu oksijenden vergi kessinler. Yanımda olan??

Lağıma çarpma atmak..

23 Ekim 2009 Cuma


Bizim oralarda böyle bir deyim var. Lağıma çarpma atmak.. Saçma, sonucu olmayan bir iş yapıyosun demek oluyo.


Diyeceksiniz ne alaka.. Anlatıyorum efendim.

Benim büyüdüğüm yer, deniz kıyısı.. Ama öyle bereketli falan bi deniz diil.. Lüferi, kalkan balığı bol falan değil. Ara ara hamsi çıkar, istavrit sardalya az miktarda, şanslıysan da hayatında bi kere izmarit balığı tutarsın. Tam karşıda TÜPRAŞ var çünkü kocaaaman, arıtma, filtreleme falan hak getire o yıllarda.. Atıkları gönder denize.. O yüzden balıkçılık vardır ama çok gelişmemiştir..

Ama bu ümitsiz tabloda bile, Kefal tutmaya çalışan, umudunu kaybetmemiş bi tayfa vardı. Lağım borusunun üstüne çıkar, denizin bi 10-15 metre kadar içine girer, tam o lağımın aktığı yerden Kefal balığı tutmaya çalışırlardı. Ama görsen, her taraf bok, kan gövdeyi götürüyo, balığın yaşaması mümkün değil. Ama canım abicim benim, illa tutucak kefali.. Ufak ufak ekmek parçaları yaptırmış annesine, denize atıcak, kefal onlara gelicek, bu da çarpmayla tutucak falan..

İşte tam bu halk kahramanı abimiz, lağımda kefal tutmaya çalışırken, Babası gelirdi bunun ve söylediği cümlede genelde şu olurdu:

"Lan lağıma çarpma mı atılır eşek sıpası, Sittigit eve annen deterjan bekliyo.."

Babasının demek istediği şey, Lağımda kefal olmaz, 1 milyonda bir şansla attın da yakaladın, lağımdan çıkan kefalin hiç bişeyi olmaz.. Satsan satılmaz, yesen yenilmez, çorbası yapılıyo denirdi, bi kere bile yapıp da içeni görmedim.. Hele annen hayatta eve almaz o leş gibi hayvanı.

İşte benim büyüdüğüm yerde, hala daha, saçma sapan işler yapan adamlara:

"Lağıma çarpma atıyosun oğlum.."

denir.

Ve ben bu blog'un yazarı, hayatımda hiç olmadığım kadar ümitli bir şekilde lağıma çarpma atmaktayım son 10 gündür.

Atıyorum gelmiyo, atıyorum gelmiyo, ekmek parçaları yaptırıyorum anneme, olmuyo..

Kısıtlarım çok fazla, imkanlarım kısıtlı.. Zekam da yetmiyo zaten..

Neyse kitlemiyim şimdi kimseyi.. Bi yerde biri size, "Lağıma çarpma atma lan" derse, aval aval bakmayın diye yazdım bu yazıyı.. Hadi sağlıcakla..



Our Unity

14 Ekim 2009 Çarşamba


Bizim evde bu adamların sözü geçer..


Just too much alcohol in my veins,
My IQ has never been lower before,
And all my thoughts and dreams about you, are useless than ever..

Bugün sizi Ulrich Van Gobbel ile selamlıyorum. Blog'u en çok ziyaret eden 3 kişiye, Van Gobbel'le bir hafta çift kişilik Surinam tatili benden hediye. Gitmeye gözünüz keserse tabi.


En az giren 3 kişiye de Amokachi'yle öpüşme imkanı. Akşam yemeği dahil..

Bu arada Amokachi'nin orta boy bir denizanası büyüklüğünde tükürebildiğini de not düşelim.. Ona göre kararınızı verin..


Praktisabiliti

13 Ekim 2009 Salı


Açacak dışı maddelerle bira açmanın son raddesine(!) geldiğimi belirtmek istiyorum tüm okuyuculara.


Emniyet kemerinin klipsiyle bira açmış bulunmaktayım. Klips dediğim yerini yukarıda gösteriyorum, yabancı dilden dilimize geçmiş kelimelerdeki çift anlamlılık olayını ortadan kaldırayım diye..

Bundan daha acaip açıyorum ben birayı diyen varsa, buyursun..

(Gözüyle açanları kabul etmiyorum, o işi yapan benim bildiğim futbolcu Sedat vardı, ALS hastalığından yeni öldü. Sağlık sıhhat çerçevesi içinde çözelim bu işi..)

Olmaz

11 Ekim 2009 Pazar


Ben var ya bunu göndermezsem olmaz..

Bu adamlar, benim gözümde Mozart ya da Beethoven seviyesine erişmişlerdir. Onu da söliim..


Çok fena poker bağımlısı oldum galiba. Oynamadan duramıyorum, facebook'ta herkesten çip istiyorum. AMATEM'e yatıcam ama, oraya yatıp da daha beter olabiliyomuş insan. Kurtarın beni bu illetten. Texas Hold'em diyorum da başka bişi demiyorum. İşalla normal parayla oynamam. Olmayan evimi arabamı, geleceğimi kaybedebilirim walla. Chiplerle çok da acaip hareketler yapıyorum, boş işlerdeki beceriklilik haneme bi çizik daha attım.


Bi de bugün Gaziosmanpaşa-Balıkesirspor maçına gittik, çok acayipti. Siz gitmeyin bence.. Sanal alemden takip edin, meraba meraba, o kadar..

Gaz

7 Ekim 2009 Çarşamba


Şimdi gaz dediğimiz şey, maddenin 3 halinden biri di mi? Bize öyle öğrettiler arkadaşım, hatta ben bu bilgiyle ÖSS dahil bissürü sınavdan geçtim. Katı-sıvı-gaz.. Bu kadardır yani bu. Katıyla sıvıyla o kadar bi derdim yok bu aralar. Ama üçüncüsünü pek sevmiyom. Niye? Bombasını yapmış pezevenkler çünkü...


Dün saat 12:00'de Taksim'deydim. Kıyamet günü gibiydi. İşin siyasi, sosyolojik, patolojik, astrolojik kısımları beni ilgilendirmez. Gayet yüzeysel bi adamım bu konularda. Fikrim varsa da kendime saklarım. Ha 2-3 tane bira içersem bunlar su yüzüne çıkabiliyo, bu şekilde kitlediğim insanların hepsinden özür diliyorum. O ayrı.. Ama polis dediğimiz adamlar, o gazın bi bombasını atıyolar, böyle pis bişey olamaz arkadaşım. İnsanlık dışı resmen ya. Böyle ızdırap veren bişey ben görmedim. Yasaklasınlar arkadaş bunu. Hele bi de gayet masumane amaçlarla, bi yerden bi yere giderken 3 tanesinin arasında kalınca insan çok kötü oluyo. Ne geniz kaldı bende, ne burun, ne göz..

Yüzümde hala kızarıklıklar var. Bi de diyolar ki buna göz yaşartıcı gaz. Afedersin ama insanın gözü film izlerken de yaşarır. Böyle diyince insanlar tırt bişe zannediyo bunu. Alakası yok. Resmen "Sıçıttırıcı gaz" bu. Dünya'nın en delikanlı militanını getir, 30 saniye duramaz yanında.

Satanı da, atanı da, alanı da çok pis kınıyorum. Bildiğin silahtır bu. Yasaklasınlar....




Şehir vs. Kırsal??

4 Ekim 2009 Pazar


Bana kırsal hayat yaramıyor arkadaş. Bunu farkettim. Börtüsü böceğiydi, otu çiçeğiydi derken bana sıkıntı veriyormuş bu olay onu anladım. Haftasonu candostum Gencay'ın Eşme'deki bağ evindeydik. Anında alerjim tuttu. Ama bak orda dur, benim alerji öyle bildiğin alerji değil, burnun akıp gözünün sulandığı bir yana, benim nefesim tıkanıyor. Astım yani. Hönküre hönküre nefes alıyorum, görsen tırsarsın.. İçin acır.. Alerji işte, 2 yıldır tutmazdı, dün buldu beni gene..


Ve ben bu haftasonu karar verdim ki, benim polenlere, bir de annane evi kokusuna alerjim var. Ne kokusuysa artık o, annane evi bi değişik kokar. Toz, battaniye, yerdeki daire şeklindeki, saçma sapan renkleri olan halı vs. bir araya geldi miydi, benim nefesim acaip tıkanıyor. Yanımda ilacım da yoksa, çok sıkıntı çekiyorum. Yakınlarda eczanede yok. Hadi bakalım uğraş dur. Çocukların gecesini de zehir ettim orda. Hem onlara sıkıntı hem bana..

Ondan sonra geldim Beşiktaş'a, ilacımı alıyim diye.. Nöbetçi eczanelere bi baktım, 3 tane nöbetçi eczane var Beşiktaş'da.. Oh dedim gözünü seviyim şehir hayatı.. Aldım ilacımı, 2 tane attım, kendime geldim..

Nihat Abi

28 Eylül 2009 Pazartesi


"Köşede bakkalda Nihat Abi'n var, söyle ona, şuna bi kapak votka koysun.."


Böyle adamlar hatırlıyorum lan ben.. Yukarıdaki repliği aynen kullanmış. Esnaf önünde duran ama hiç bir işe yaramadığı yetmezmiş gibi bi de esnafın çayını, çorbasını içen, tavlasına niyetlenen adamlardı bunlar.

Akşamüstü olmuş, içki saatleri gelmiş artık.. Abi'nin canı alkol istiyo ama yengeden de saklamak lazım.. Hem sokak ortasında da olmaz böyle işler.. N'apıyoruz peki? Esnafa hemen

"Bi limonata, fanta bişey al da içelim lan.. Ne cimri adam çıktın Tufan.. Eekekeeke.."

diye zarf atıyoruz. Alınan limonata veya türevi, plastik bardağa koyulduktan sonra köşede top oynayan çocuklardan birini çeviriyoruz ve yukarıdaki cümleyi kullanıyoruz. Köşede el altından açık Tekel Votka satan bakkala yapılan seferden sonra;

BUM!!

Görev tamamlandı. Akşam rakısından önce, alkolümüzü içmiş olduk.. Faydasızlığa devam...

Alternatif Teoman Diyalogları

23 Eylül 2009 Çarşamba




Geçenlerde Teoman'ın bi röportajına denk geldim. Tamamını isteyenler
buradan okuyabilir. Ama orada bi soru var ki beni düşüncelere, devinimlere sürükledi..

Bana gidelim mi?

Sadece bunu diyomuş hanımlara. Hiç öyle alengirli, dolaştırmaca falan yok.. Sadece bu soruyla başarılı oluyomuş, milli rakstarımız..

Şimdi ben üniversite okuyan, ve mühendislik üzerine okuyan bir insanım. Ben ve benim gibilerin Teoman tarzı hayata her zaman bir özentileri, bir kıskançlıkları olur. 10 sene sonraki iş saatleri belli olan, ofiste zaman geçireceği muhtemel olan ve asker hayatından bir tık yukarıda yaşayacağı belli olan insanlar için simültane yaşam tarzı, ulaşılmazdır. Amerikan filmleri bizi bu hayata özendirdiği için ve bu hayat tarzı da adeta şeytan dürtmesi gibi inanılmaz bir haz verdiği için, çoğumuz bu marka takılmak isteriz. Ben dahil.. Bi gün başka ertesi gün başka, nerde akşam orada sabah, alkol, ot vs. gırla gidiyo, bu şekilde yaşamamız gerekiyor da, yanlışı yapan hayatmış gibi bi havamız vardır nedense..

İnternetten film indirince, filmin söylediği gibi yaşamamak ayıp geliyo insana bi yerden sonra. Olayların böyle yürümediğini heralde götümüz önümüze gelince anlıyıcaz da, sebepsiz bi isyankarlık oluyo insanda, ergen yaradılışlı..

Ama ben bunu okuyunca bi düşündüm.. Yani bana bahşedildi böyle bir hayat.. One night stand senindir arkadaşım dediler. Git, gönlünce eğlen, ne yapabiliyosan yap. Seni Teoman yaptık, Teoman'ı sen yaptık.. Bundan sonra mühendislik okumak çok karizma bi iş, bayanlar şantiyede takılıp, arkadaş arıyolar, müzisyenlerde zaten yapmaları gereken işi yapıyolar, devamlı sap takılıyolar..

Acaba n'olur? Valla düşündüm, ben gene şimdiki gibi çıktım. Marie Claire testi değil bu. Simülasyon yaptım bi nevi. Şartlar böyle olsa, ben böyle olsam, o böyle dese ne olur? Bu kadar insanın hoşuna giden bi şeyi, bahşetseler bana, ben ne yaparım..

Sonuç: Gene olmuyor, gene olmuyor, hiç bir zaman olmuyor.. Buyrun size ben Teoman olsam diyalogları. Sihirli soruyu soruyorum, ve gerçekleşenler.

(B: Ben K:Kız)

B: Bana gidelim mi?
K: Napıcaz sende?
B: PES atarız..
.....(arnavut kaldırımda uzaklaşan ayak sesleri)

---------------------------------------------------------------------------

B: Bana gidelim mi?
K: Bana da gidebiliriz istiyosan..
B: Lan ne işimiz var sende.. Gel gidelim işte, yeni temizledim..
K: Yok bizim evde müsait anlamında..
B: Ya n'apıcam senin leş gibi evinde gel gidelim .mına koyim..
K: Efendim??
B: Zaten yatırmazdım seni mis gibi çarşaflarda, çorapların leş gibi..
...(Tokadın surata gelme anı, matrix kayması ve slow motion)

---------------------------------------------------------------------------

B: Bana gidelim mi?
K: Nası gidicez?
B: Taksi tutabiliriz. Ama kilometre başına 1.3 atıyo, otobüse binelim desem, 2 kişi adam başı 1.5, aynı parayı veririz hem de pisliği var, yürüyesek en iyisi ama saat 1:30 oldu o da olmaz, istersen arkadaşı arıy...
....(Arnavut kaldırımdaki ayak sesleri ve karanlıkta tek başına konuşma..)

---------------------------------------------------------------------------

B: Bana gidelim mi?
K: Ama abimler?
B: Öhmmm, Ya ben zaten başka birine söz verdim, oraya gitçem, hadi görüşürüz.
...("Olum var ya çok pis dayak yiyoduk son anda yırttım" sevinci ve zafer sarhoşluğu..)

---------------------------------------------------------------------------

B: Bana gidelim mi?
K: Gidelim..
B: Gidelim tabi, Barça'nın maçı başlıycak, onu izleriz. 5 lira var mı sende, cips falan alırız..
K: Efendim?
B: Bira olayını kafaya takma, şişeleri götürücem ben,
...(Şişeleri tek başına götürüp, maçı izlemek..)

---------------------------------------------------------------------------

B: Bana gidelim mi?
K: Gidelim.. Ama yiyecek bişi var mı ya.. Acaip karnım acıktı..
B: Yok da, makarna yaparız.. Bi de yanına çay koyarız. Oh mis.. Ketıl da ocak da bozuk ama, kombi çalışır gibi..
....(Kızın en yakın büfeye yönelmesi ve evde makarna yapmaya çalışma)

Aklıma gelen senaryolar bunlar.. Uğraşsam daha da felaket sonuçlar da çıkar ortaya.. Olmuyor yani.. Bu kadar isyanım bir işe yarayıp da elime sihirli değnek de verseler, ben buyum abi.. Yemiyor asla.. Ketılda su ısıtıp makarna yapmaya devam..



Creation

17 Eylül 2009 Perşembe


Bu filmi bulana veya getirene 100 bin lira veriyorum. Evet ben Vahit..


Creation;

Yönetmeni John Amiel, 2009 İngiltere yapımı. Başrollerinde Jennifer Connelly ve Paul Bettany oynuyor. Mevzu ise, Darwin'in Evrim teorisininin ortaya çıkışı ve bu teori üzerindeki tartışmalar..

Biliyosunuz bu çocuk fena Darwinci..

İzlesem süper olur yani. Bi delikanlı ya da hanımefendi bulur da bana paslarsa, bahtiyar olurum..


Bugün bu yaratığın aynısı metrobüsteydi lan. Öküzün oğlu, Zincirlikuyu'dan Yenibosna'ya bitirdi beni.


Adama bakmaya çalışıyosun, flu böyle.. Yeşil bi duman var.. Ter kokusu bile diyemiycem, ter bombası vardı desem yeridir..

Yarın bizim okulun radyasyon ölçme merkezine gidicem. Bi baksınlar, 2 metre vardı aramızda. Uranyum, Radonyum, Potasyum, Zıvıryum falan geçmiştir neme lazım..

Ulan elalemi radyoaktif örümcek ısırır, Hörüncek adam olur, bize radyoaktif maganda teğet geçti anasını satıyim.

Ben ne olurum artık bilmiyorum..

Blog Widget by LinkWithin