Every human being on earth, has the right to dream freely. Including, bastards, alcoholics and even idiots.

Melaba!

Bu blog'un yazarı, bu blog'la ilgili hiç bir şey vaad etmediği gibi, eşek sıpasının da tekidir. Bi hayrını görmezsiniz. Yaralı parmağa işemez yani. O derece...

Edith Piaf

10 Mart 2010 Çarşamba

Yaktım Gemileri..

3 Mart 2010 Çarşamba


Zamanında,
Lağıma Çarpma Atmak deyimini açıklamıştım. O biraz lokal bir deyimdi. Bugün de başkasından dem vurucam(dem vurmak?).


Duyarsın bazen, birisi der ki "dönüş yok aga, yaktım gemileri artık.." Yaktın, yaktın da niye yaktın c'anım gemileri güzel abicim.. İDO'yla problemin mi var, geminin sahiplerine mi kızdın, armatörleri mi sevmiyosun, nedir yani? Hem gemilerini yakınca, başka dönüş yolu mu kalmıyor? Bu memleketin demiryolları var(her ne kadar çok yetersiz de olsa), havaalanları var, asker ocağı gibi her çeşit insanı bulabileceğin otogarları var. Onlardan biriyle dön.. He illa denizyoluyla döncem diyosun, vapurla dön, ne biliyim sandalla dön..

Ama muhabbet öyle değil. Bu deyimin de çok epik bi hikayesi var aslında. Zamanında, islamiyet dini yeni yeni yayılırken, herkes kendine iş ediniyo tabi bu olayı.. İşin ucunda cennet var, ulan diyo, ben de yayiyim azcık şu islamiyeti, hurilerden nemalanırız, ne biliyim sınırsız şarap denizleri varmış, içeriz falan diyolar, zaten iş güç de yok, her yer taş toprak.. Daha futbol bile icat edilmemiş, insanların yapıcak hiçbişeyi yok. Varsa yoksa savaşalım, kılıçtan geçirelim, seve seve müslüman yapalım herkesi. Sadece islamiyet değil, yahudisi de yapıyo bunu, hıristiyanı da.. Bi tek garibim, Budistlerin böyle bi derdi yok, onlar da zaten manastırda konuşmama yemini etmiş, nereye baksan turuncu entarili kel kel adamlar, beyinleri sulanmış, ondan.. Yoksa adamlar Kung-Fu'cu.. Hey yavrum hey.. Bruce Lee'nin ataları, işin asıl erbabları yani. İsteseler var ya, hepimiz şişko bi Buda heykeline bakıyoduk şu an..

Nese, her 3-5 kişi toplayan, "Yürüyün seferoğulları" deyip, vuruyo kendini yollara islamiyeti yaymaya. Bi tane de harbici harbici delikanlı, bildiğin lider ruhlu biri var Tarık Bin Ziyad diye. Sen, bunlar Kuzey Afrika'dan bi vur kendini, yaya yaya.. Fas'ın oralardan taaa karşıya geç, İspanya'ya git Allah'ın sıcağında. Endülüs zamanı olması lazım. Ama oraya gidene kadar tabi, tükeniyo artık ordu. Yemek yok, her taraf avuç avuç kum. Su desen, yakalarsan içiyosun işte falan.

Gemilerle geçiyolar karşıya, Cebelitarık boğazından(Zaten o yüzden Cebelitarıkmış oranın adı. Tarık Bin Ziyad'dan). Oraya gelene kadar da dolan allah dolan. Ordu bitmiş, tükenmiş.. E bi de deplasmandasın zaten. Askerler mızmızlanmaya başlıyo.. "Gomtanım gidelim, Gomtanım gidelim, öldürücekler bizi, çok fazla bu adamlar, z.kcekler belamızı" falan fıstık, Bin Ziyad'a veryansın ediyolar.

Tarık Bin Ziyad'da topluyo bütün orduyu çıkartma yaptıkları limana.. Gözlerinin önünde tüm gemileri cayır cayır ateşe verip yaktırıyo. Zaten demir falan yok, gemiler çıtır çıtır çıra.. Kül oluyolar anında.. Dönüp diyo ki adamlarına;

"Arkanız düşman gibi deniz, önünüz deniz gibi düşman, nereye kaçacaksınız?"

Buradan dönüş yok, ya burayı alırız, ya da ölürüz demeye getiriyor. Sonra da çekiyo kılıcını, haldır haldır vuruyo kendini düşmanın üstüne. Adamsan koşma arkasından.. Ulan insan Yüzüklerin Efendisi'nde Aragorn konuşunca bile, saldırası geliyo Mordor'a, onu canlı canlı görsen, ayakkapları çıkartıp ayakkaplarla dalarsın düşmana..

Zaten şu hareketi ben Beşiktaş-Üsküdar vapurunda yapsam, yaksam vapuru aniden,o gazla bizim okulu komple ele geçiririm heralde.

O yüzden de diyorum ki dikkatli kullanmak lazım bu deyimi. Ben gemileri yaktım deyip de, ertesi gün götüne baka baka dönen adamlara "N'oldu koç, demirden miymiş senin gemiler, yanmadı mı?" diye sorma hakkını, bu yazıyı okuduktan sonra kullanmaya hak kazandınız. Hepinizi tebrik ediyorum, bu uzun yazıyı buraya kadar sabredip okuyan herkese teşekkürler...


Pirates of Beşiktaş Üstgeçit

1 Mart 2010 Pazartesi


Aga ben bu korsan muhabbetini kafamda bi yere oturtamadım. Almamak gerekiyo di mi... Neden, işte eserini okuduğun, dinlediğin, izlediğin ya da hem dinleyip hem okuyup hem izlediğin(altyazılı film mesela), adamlar para kazansın, daha çok öyle güzel işler yapsınlar, emeğin karşılığı falan fıstık.. Ama şimdi benim verdiğim para o adama gidiyo mu? Gidiyosa ne kadarı gidiyo? Ayrıca o adamın hakikaten benden gelecek 3 kuruşa mı ihtiyacı var.


Hayko Cepkin mesela.. Çok manyağı değilimdir. Çok pis manyakları var o ayrı. Ulan bi klibini hatırlarım ki, fan club'ı çekmiş falan, akıllara zarar.. Abartmaya gerek yok, kendinize saygınız yoksa azcık ananıza, atanıza saygınız olsun.. Hayko'ya klip yap diye mi babanız eşşek gibi.. Nese.. Ama dinlerim adamı yani. Kanal gezerken klibini yakalarsam, bi 30 saniye falan bakarım (Rihanna'da falan bu süre 4 dakikaya kadar çıkabiliyo. Müziğini beğendiğimden tabi. Tamamen sanatsal.. yersen..). Şimdi bu adam yeni albüm çıkartmış. Ulan korsanını indiriyim dedim. Sonra bi an düşündüm, boşver para kazansın adam, orjinalini alıyım falan dedim ama, abartmıyorum, 1 saniye falan sürdü bu düşüncenin bendeki hakimiyeti. Hemen yazdım google'a "Hayko Cepkin rapidshare" diye.

Almam çünkü aga.. Elimde bu kadar imkan, sınırsız internet, 1 GB ram'li bilgisayar falan varken almam. Mantığıma ters.. Bedavası varken neden para veriyim. 10 liraya yeri geliyo 2 gün geçiniyorum ben.

Ha şimdi ben internetten indirdim, n'oldu. Hayko Cepkin sıçtı mı? Alakası yok. Adam gene kazanıyo parasını. Sence Jay-Z albüm satışından mı kırıyo parayı. Yoksa konserlerden, açılışlardan, ne biliyim düetlerden mi kazanıyo.

Ben albümü dinlesem, süpermiş desem, sağda solda yaysam adamın adını, bence gene acayip işine gelir Hayko'nun.

Yapımcısı işte çok satarsa gene ona albüm yaparmış, sistemin çarkları dönermiş falan.. Laynn. S.ktrtmeyin çarkınızı.. Sen adam gibi iş yaptıktan sonra sana yapımcı mı yok. Zaten artık adamın kasedini çıkartan aynı zamanda da menejeri oluyo. Konserlerden falan yalıyo parasını yani.

Zaten bak yazmışım 3-5 kayıt aşağıda, eğer ki ben bi işi fazlaca kişiden duyuyosam, o adamlar zaten paranın .mına koymuş oluyo. Tam dinamiklerini bilmiyorum, nasıl oluyo, kimse satıyolar falan ama, birine satıyolar yani. Yurtdışı için daha geçerli tabi ama, Türkiye'de de işler böyle yürüyo aşağı yukarı.

Zaten Hayko'ya kaç para kalıyo bi CD satışından.. Ya da Bal filminin DVD'sini alsam ne kalır Semih'e? 2 lira mı, 3 lira mı? bi ara buluşalım abi, madem o kadar "orjinal al, orjinal al" diye bağırıp duruyolar, veriyim 2 lirasını, atıveriyim cebine.. Temiz temiz virüslü sitelerden buluyim linkini sonra..

Hem zaten sanatçı niye bu kadar para kazanmak zorunda usta.. Sen konservatuar bitirdiysen benim de okumaktan ebem zkildi. İntegral, türev, simülasyon, işçi-havuz, optik, ıvır zıvır, bi dünya olayla uğraştım. Dile kolay.. Ben 1,5-2 liraya talim ederken, senin niye milyon dolarlar kazanman gerekiyo? Valla bak, ver Hayko'ya 2 lira maaş, müzik yap de bakalım.. İlk bi kaç ay yapamaz, sonra baktı yumurta dayandı, her türlü yapar. Yapmazsa da kendi bilir.


Hayko'ya da çok yüklendik bu arada. Dileyen buradaki tüm Hayko'ları, Replikas yaparak da okuyabilir bu yazıyı..

Ama bak şu olur, diyelim ki böle aşarım müzik dinleme konusunda, ses kayıtları, kayıt teknolojisi falan çok kafayı takarım o işlere.. O zaman belki, ses kalitesinden mütevellit güzellikleri yakalıycam diye, uğrarım bi D&R'a.. Ama benim DIANA marka 5.1 ses sisteminden(şu an sadece 3 tanesini kullanıyorum, onlarında bi tanesi kafasına göre, çalışır çalışmaz, bişi diyemezsin) dolayı, şu an öyle bi olasılık da çok uzak gözüküyor.

Yoksa benden zırnık çalışmaz aga. Güzel işe de güzel derim, etrafımdakileri de izlesinler, dinlesinler diye zorlarım, kanırtırım.. Yayarım yani güzel işleri. Facebook'da paylaşırım, elden sölerim, hard disk getirir ona atarım falan, çabamı gösteririm yani.



v: to NAH, n: NAH A typically Turkish cultural gesture which expresses misbelieve, distrust, challenge, opposition or disobedience. Nah occurs when someone puts his/her thumb between forefinger and middle finger and the nahhed fist is… shown to the person at whom it is aimed.

A more brutal version of the gesture exists, by creating a “slash” like sound after turning the nahhed fist with an immediate forward motion, in order that the nahhed wrist hits the other hand’s palm.

LITERALLY NAH MEANS “LIKE THE HELL IT IS?”


Nerden mi buldum; aha da burdan..

Bu Dünya'da yalnız değilim..

21 Şubat 2010 Pazar




Birisi beni bu kızla tanıştırabilir mi lütfen.. Çok ortak noktamız olduğunu düşünüyorum zira..

Ben bu numaraya haftalarımı vermiştim. Hala daha da ne zaman babamın yanında yapmaya kalksam(alışkanlık olabiliyo çünkü, istemsiz atıyorum bazen baloncuklarımı) kafama tokadı yirim..

Çok zor olaydır ama, herkes yapamaz. En azından öğretmeye çalıştıklarımdan hiçbiri öğrenememişti. Denemek isteyenlerin tek ihtiyacı olan tükürük. Ya da tükmük.. Kolay gelsin..







Başladık madem II. Dünya Savaşı Almanya'sından, devam edelim. Diyoruz ya, koca bir ulus, hem de öyle böyle bir ulus değil yani, koskoca Cermenler bunlar, Beethoveen'i çıkartmışlar, Martin Luther'i çıkartmışlar.. Sakson ırklarının en önemlilerinden, Avrupa'nın en eski, en bilge ülkelerinden biri. Hitler gibi bir katilin(katil az kalıyor, azrail mi desek) peşinden nasıl gider?


Hitler bir imparator değildi. Kendisine Führer diyordu fakat imparator değildi. Seçimle başa gelmişti. Halkının desteği her zaman arkasındaydı. Karşı çıkamazdınız, orası ayrı, ama karşı çıkmak isteyen de yoktu. Son zamanlarında delirmiş olmasına rağmen, hala daha her şeyi onun bileceğine, dediği her şeyin doğru olduğuna inanan çok büyük bir güruh vardı arkasında.. Peşinden intihar edenlerin çoğu, savaşı kaybettikleri için sıkmadılar kurşunu kafalarına, Führer haksız çıktığı için, Führer kendini öldürdüğü için, buna dayanamadıkları için öldürdüler kendilerini.

Ama gene de insanın aklı almıyor, berbat saç kesimli, sinir bozucu bir bıyığı olan,başarısız bir ressam nasıl almış milletin beynini, nasıl akıl tutulması yaşatabilmiş koca Cermenlere..

Öncelikle şunu söyleyelim, Hitler asla aptal bir adam değil. Hatta dahi denilebilecek bir zekası var. I. Dünya Savaşı'ndan yenilgiyle çıkmış, enflasyonun yüzde 1000'lere çıktığı Almanya'yı sadece 10 senede Dünya'nın en güçlü ordusunu kurdurabilecek kadar iyi bir yönetici. İktidarı sağladıktan sonra, tüm sendikaları kapattırmış, bütün işçileri bir "işçi birliği" altında toplamış ve herkesin maaşları devletin genel bütçesinden verilmeye başlanmış. Maaşları artan ve grev haklarını akıllarından bile geçirmeyen işçilerle, belki de tarihin en büyük iktisadi atılımını gerçekleştirmiş.

Almanya'yı ekonomik buhranlardan kurtarması onu halkın gözünde başka bir yere koymuş tabi ki ama, bu başarısı "bütün Yahudileri öldürelim, zaten savaş çıkar öyle yaparsak, sonra da hem biz ölürüz hem onlar ölür, Büyük Almanya'yı kurarız, saf ırk yaratırız." dediği zaman insanların çılgınlar gibi alkışlamasına yeter mi?

Bunların yeterli olmayacağını Hitler'de biliyordu. İnsanları etkilemenin başka yolları da vardı. I. Dünya Savaşı'nda İngilizler'in yaptıklarını da biliyordu. İngilizler, propagandayı kullanarak, tüm Alman ırkının morallerini sıfıra çekmiş, deniz kuvvetleri ve Alman cephelerinde isyanların çıkmasına sebebiyet vermişti. Hitler de propaganda yapmanın, silah ve tank yapmaktan daha önemli olduğunu düşünüyordu.


İşte izlediğim o kadar belgeselde, filmden ve internette okuduklarımdan sonra söyleyebilirim ki, Hitler'in en büyük silahı yaptığı mükemmel propagandaydı. İnsanları her söylediğine inandırabiliyor, yalanlar söyleyerek istediğini yaptırabiliyordu.

Bu yoldaki en büyük yardımcısı da Joseph Goebbel adındaki yandaşıydı. Hitler intihar ettikten sonra, altı çocuğunu birden siyanürle zehirleyerek öldüren karısını vuran, hemen ardından kendini öldüren ve cesetlerini yaktıran bu sosyopat, zamanının Propaganda Bakanlığını yapmıştır ve Büyük Yalan denilen, Nazi hükümetinin olmayan şeyleri gerçek gibi anlatarak kitleleri etkilediği oluşumun da en iyi uygulayıcılarından biridir. Aşağıdaki videoda onun konuşmalarından biri var. Bu konuşma, 1945 yılında yapılmış. Yani Almanya Rusya'dan perperişan bir halde dönmüş, savaşın kazanılmasının artık imkansız olduğu anlaşılmış, Ruslar'ın Berlin'e ulaşmasına bir ay kalmış. Söyledikleri külliyen yalan. Doğru bir tek kelime bile yok ve bunu bilmek için, bağımsız radyo kanallarına, yandaş olmayan gazetelere ihtiyacınız yok. Savaştan kolunu, bacağını, aklını kaybetmiş olarak gelen binlerce gazi var etrafta..

Bu videoda dikkat edilmesi gereken nokta, Goebbels'in beden dili ve dinleyicilerin yüzündeki ifade.. Koyun gibi bile diyemiyorum, sanki, beyin sinirleri alınmış. Adeta film izler gibi izliyorlar ve konuşmadan inanılmaz etkilendiklerini ve her kelimeye inandıklarını söylemek için insan sarrafı olmaya gerek yok. Çocuklarının ölmesine sebep olan adamın her cümlesini öyle bir alkışlıyorlar ki.. Goebbels yalanlara kendi de inandığı için mi bu kadar emin konuşabiliyor yoksa sadece Führer'e hizmet mi ediyor, bunu bilmek imkansız. Bilinen tek şey 50 milyon insanın öldüğü, 100 milyonlarca insanın sakat, öksüz, yetim kaldığı, 2 tane atom bombasının atıldığı ve 12-13 yaşındaki çocukların insan öldürmeye mecbur bırakıldığı...

Fakat asıl soru, Ya Hitler kazansaydı?



"Doğu cephesinden büyük taarruz başladığında, askerlerimiz aman vermeyi akıllarından bile geçirmeyecektir. Kuvvetlerimiz, çoktan saldırıların gücünü azaltmaya başlamıştır ve bir kaç hafta içerisinde, büyük taarruzu sahaneye koyacaktır. Savaşa girecekler.. Fedakarlıkla.. Cemaatler ayine gider gibi.. Adamlarımız, silahlarını omuzlarına alıp, tanklarına tırmandıklarında, gözlerinin önünde, şiddete uğramış kadınları ve öldürülen çocukları olacaktır. Boğazlarından, düşmanı korkuyla titretecek bir intikam çığlığı yükselecek. Führer, diğer krizlerin üstesinden geldiği gibi, bu krizi de zafere dönüştürecektir. Bir önceki gün bana dedi ki: "Bu krizin üstesinden gelebileceğimize gönülden ikna olmuş durumdayım. Bütün ordularımızı, büyük taarruz için düşmanın üstüne salacağız, onları geri püskürtüp, yok edeceğiz. Ve bir gün bizim bayraklarımız zafere ulaşacak. Bu benim sarsılmaz inancımdır."

Meine Führer..

20 Şubat 2010 Cumartesi


Hitler;


Vejeteryanmış, sigara alkol kullanmazmış, kullanmadığı gibi yerin 7 kat altındaki sığınağının yakınında da sigara içirtmezmiş, son günlerinde sadece içinde et olmayan yemeklerden bahsedermiş ve çoktan yokolmuş olan bir 9. tümen'in gelip Almanya'yı tekrar kuracağına inanırmış..

Kendini öldürmeye giderken, yanında beylik tabancası ve bir ampul siyanür varmış. Önce siyanürü içip, zehir etkisini göstermeden, 1 saniye içinde kafasına mermiyi sıkmış, cesedini de yaverine yaktırmış. (Adam gibi adam olsa, öldüğü zaman kafasına bi kurşun da yaveri sıkarmış, cesedini yakıp, 58 sene daha yaşayacağına..)

Kendisininin hata yapmayacağını ve ölümsüz olduğunu düşünürmüş(bütün kardeşleri 10 yaşına basmadan öldüğü ve I. Dünya Savaşı'nda cephede durduğu yerde bir top patlamadan bir kaç dakika önce kendisine bir sesin "uzaklaş burdan.." dediği için..). Ayrıca Hitler'e 42 kez suikast girişiminde bulunulmuş, anlaşılacağı üzere hepsi başarısız olmuştur.

Bir liderde olması gereken tüm özellikleri taşıyan Adolf Hitler, 50 milyon insanın ölümüne neden olmuş, eksilen nüfusa bir tane bile evlat vermeyerek bir rekor kırmıştır. Yokolan ağaçların, ineklerin, Sibirya kaplanlarının, doğaya salınan karbondioksit gazının, tüketilen tabii kaynakların kaydının tutulmaması ise, sadece ve sadece mezarına daha fazla küfür gitmemesini sağlamıştır.



Tespit #2

7 Şubat 2010 Pazar

Eğer ki Amerika'da, Hindistan'da, İskoçya'da ya da Paraguay'da yapılmış herhangi bir sanat ya da teknoloji olayını(yeni cep telefonu olur, yeni film olur, şarkı türkü olur), ben Türkiye'de duyuyorsam, o işi yapanlar paranın .mına koymuş demektir.

F.B.N.İ

24 Ocak 2010 Pazar


Evet gençlik.. Malum, üniversite öğrencisinin başında final diye bi muhabbet var. Büyütüldüğü kadar sıkıntılı bi süreç değil ama, gene de çok pis darlanıyo insan.. Ama şöyle düşün bi de, finaller olmasaydı, final arkası olmıycaktı, son finalden sonra içilen ilk sigara olmıycaktı, eve gelip kendini yatağa bıraktığın o an olmıycaktı.. Bi de iyi geçtiyse finaller, dokanma o üniversitelinin keyfine..


Dedik ya, final arkaları güzeldir diye.. Bi trip vardır ya finallere çalışılırken, "olm şu finaller bi bitsin var ya, 28 saat uyucam musaf çarpsın" ya da "sabahlara kadar feme oynıcam, bütün Avustralya Açık'ı izlicem"(sonuncusu direk şahsi düşüncelerim, kabul ediyorum)vs.. İşte final arkası yapılması en zevkli olaylardan biri de zaman-mekan derdi olmadan film izlemektir. Ama hangi filmi izlicez? Eğer siz de benim gibi "İzlicek film kalmadı anasını satim.." diyip de, imdb'nin en iyi 250 filmini 20 kere gözden geçirmiş insanlardansanız, buyrun size tam bi F.B.N.İ(Finaller de Bitti Ne İzlesek) filmi..

Filmin adı Blindness(filmi izlemiş olanlar, yazının burasından itibaren sayfadan ayrılabilirler). 2008 yapımı, Nobel ödüllü yazarJose Saramago'nun aynı adlı kitabından uyarlanmış(valla ben de imdb'nin yalancısıyım), yönetmeni ise Fernando Meirelles.. Kim lan bu denyo derseniz, eleman City Of God'ın yönetmeni.. Kendini ispatlamış yani.. Ağır ispatlamış hem de.. Bi de Domesticas, The Constant Gardener gibi filmleri de varmış ama, onları şimdi Vikipedi'den baktım.. Neyse, City Of God yeterli zaten bize..

Başrollerinde, Julianne Moore, Mark Ruffalo, Danny Glover, Gael Garcia Bernal falan var.. Zaten ben bu Julianne Moore'ı oldum olası beğenmişimdir. Çillidir falan ama çok hoş bi bayandır kendisi benim nezdimde.. Mark Ruffalo desen Hakan Balta gibi adam.. Nereye koysan oynar, hiç de sırıtmaz.. Tam görev adamı.. Gael Garcia da, Paramparça Aşklar ve Köpekler'den tanıdığımız bildiğimiz, sevdiğimiz bi arkadaşımız. Kadro yeterli. Süper Lig'e koysan kafaya oynar diyebileceğimiz türden..

Filmin konusundan bahsedelim.. Amerikalılar bu tip filmlere Conspiracy Movie diyolar.. Komplo Teorisi Filmi gibi bişi oluyo Türkçe'ye çevirince.. İnsanlığın başına gelebilecek ve tüm Dünya'yı(aslında sadece insanların Dünya'sını) etkileyebilecek kötü olayların anlatıldığı filmler.. I am Legend olsun, 28 Days Later olsun bu tip filmlere misal olabilir. Şahsen ben bayılırım böyle filmlere.. Ortaya çıkan kaotik durumlara, insanların verdiği reaksiyonlara, karnını doyuramayan insanların, altın kaplama Rolls Royce'a dönüp bakmadığı ama bir lokma ekmek için birbirini doğradıkları filmleri severim. Bazıları çok depresif olabiliyo ama, korku filmi sevmekten farklı bi tarafı yok bence..

Peki bu filmdeki "Conspiracy" ne? Dünya üzerindeki herkes, teker teker kör olmaya başlıyor ve bu hastalık bulaşıcı.. Yani siz bir anda hiç bir şey görmemeye başlayan birine yardım etmeye çalışırken, ertesi gün bi uyanıyosunuz, tınnnnnnn! sizin de şalterleri kapatmışlar. Hastalığın bulaşıcı olduğu anlaşılınca da tabi ki hemen karantina işlemleri başlıyor fakat yemez tabi. Hastalık anında etkisini göstermediği için, geç kalınıyor ve önce tüm şehir, ardından da tüm Dünya kör oluyor birer birer. Bundan etkilenmeyen tek kişi ise Doktor'un yani Mark Rufallo'nun karısı(Julianna Moore). Buradan sonra, filmde genel olarak, karantina adı altında bir hastaneye kapatılan, başlarına da asker dikilen bir bina dolusu insanın yaşadıkları anlatılıyor.

Fakat yönetmene burda ayrı bir paragraf açmak şart galiba.. Çekimler mökemmel diyebiliriz. Özellikle, insanların görmedikleri daha iyi anlatılamazdı heralde.. Doğuştan kör bir adamın gözünden çekim yapılırken, sadece sopasının ucunun gösterilmesi, ya da birinin masaya çarpana kadar o masanın orda olmadığının gösterilmesi gibi ince detaylar var filmde.. Ya da kimse kimseyi görmeyince, kimsenin giyinmek zorunda kalmaması örneğin..

Ayrıca filmin içinde aşksa aşk, entrikaysa entrika, aksiyonsa aksiyon.. Her şey var.. Özellikle aç ve susuz kaldığında insanların neler yapabileceklerinin gösterildiği yerlerde, havada uçan kargadan çok da farklı olmadığını anlayınca, hakkaten filmin içine giriyosunuz. Ulan ben olsam ne yapardım diyeceğiniz çok sahne var filmde.. Neyse anlatmıyorum daha fazla, iyice spoiler'a giricez..

Sonuç olarak, eğer ki bu aralar, ne film izlesem diye düşünürseniz, yolunuz da bu blog'dan geçerse Blindness filmi on numara bi seçenek.. Ha sen dersin ki, ben Recep İvedik 3'ü merak ediyorum, o da senin bileceğin iş.. Bana kalsa az bekle ama, Show Tv vericek nasıl olsa..

Harbiden Merak Ediyorum..

20 Ocak 2010 Çarşamba


- Elleri cebinde yürüyen bir insan, hiç komik bulunmazken, aynı işlem eller cepte değilken yapıldığında(eller bacakların yanında, cep hizasında sabit) neden samıt gibi görülmektedir?


- Koskoca Windows, herşeyi Türkçe yapabilmişken(öziçselleştirme diye bile kelime var), Program Files neden Program Files olarak kalmıştır? Her ski bilen Microsoft, File'ın dosya demek olduğunu mu bilmiyordur?

- Sütten toz yapılabilir mi(süttozu)? Sütten toz yapabilen, sinekten yağ çıkarabilen insanoğlu, neden bozulmayan sifon yapamamaktadır?

- Işın kılıcını başka bir iş için kullanan bir Jedi var mıdır?(Ekmek kesme, dönercide çalışma, traş olma vs..)

- Lada adıyla araba üreten Rus şirketi bu kadar kötü arabalar yapmak zorunda mıdır?

- Bill Gates'de yeri geldiğinde "Bugün evde yiyeyim, masraf olmasın fazla" diye düşünüyor mudur? Ayrıca satın aldığı tropik adaların, temmuz pulu, tapu sözleşmesi gibi skindirik belgeleriyle uğraşıyor mudur?

- Bardak altlığını bulan mucit, "Çok pis buluş yaptım, gelsin paralar, şan, şöhret, patent anlaşmaları, karı-kız.." diye düşünmüş müdür?

- Bakkaldan alınan alkol neden gizlenmek istenir(siyah poşet, gazeteye sarma vs.)? Aldığı kolayı veya gazozu, gazete kağıdına sararak içen var mıdır?

- Bulmaca denilen insan icadı, kul yapımı bir oluşum, dedeleri nasıl bu kadar etki altına alabilmektedir?

- 37 ekran plazma mı daha iyidir? 78 ekran tüplü televizyon mu?

- Eve gelen tamirci, marangoz, muslukçu neden hep bir bardak soğuk su ister? Bu tip insanlar hep kurak ve karasal iklimli yerlerde mi yaşamaktadırlar?

Formspring

16 Ocak 2010 Cumartesi

Evet, ben de açtım, ne var?? Ayıp bişi mi yani.. Hep farklı olcaz, marjinal olcaz diye, neymiş efendim Facebook açmamaca, Twitter açmamaca falan.. Gayet popüler etkiye kapılarak, yani insanlar açmış diyerekten, ben de açtım formspring..


Mevzuyu açıklayalım biraz.. Giriyosunuz benim sayfama örneğin, soru soruyosunuz.. Kafanıza göre.. Her türlü soruya açığım.. Bizim bakkal ibrahim abi'den, evrim teoresine kadar her yerden soruyu bekliyorum(ana-bacı karıştırmayın, kavga çıkartırım sanal alemde).. Dersime iyi çalıştım, zaten çalışana bütün sorular kolay..

Linki de BURADA... ahada...

Hadi bekliyorum soruları..

Hangisi

12 Ocak 2010 Salı

Echoes

9 Ocak 2010 Cumartesi



Ölürüm ölürüm ben bu şarkıya ölürüm...

Wish.

7 Ocak 2010 Perşembe

Bak şimdi bu da bu blog'un 100. kayıtı..


Buradan diliyorum ki;

Bundan sonraki bütün yeni yıllara, ben çalışarak girmek istiyorum.. İşim olsun istiyorum o zamanlarda, çalışayım, üreteyim istiyorum.. Alkolse alkol, tombalaysa tombala.. Her zaman yapılır onlar.. Eğlenmem gerektiği için eğlenmek istemiyorum, diğer günlerden farkı olmayan 31 Aralık günlerinde sabahlara kadar çalışıp, para kazanmak istiyorum. Bu ülkeye, vatana millete faydam olsun istiyorum..

Bu da alternatif duam olsun benim, naçizane.. Çok mu şey istiyoruz yani..

We Are (not) Divided..

1 Ocak 2010 Cuma


Güzel ve yalnız ülkemin, güzel ve yer yer denyo insanı, bildiğiniz üzere bölünmeye çok müsait. Yıllardan beri, sağcı-solcu, Galatasaraylı-Fenerli, doğulu-batılı, Melihçi-Eraycı, Edici-Büdücü gibi bin farklı kutuba bölünmüşüzdür heralde.. Yani domuz gribi aşısı yaptıran-domuz gribi aşısı yaptırmayan diye kutuplaşmış başka bir ülke varsa Dünya üzerinde, bilen beri gelsin.. Gittiği yağmurla gelsin, hele bi gelsin.. Dur neyse, sapıttık mevzuyu...


Şu güzide yurdum insanının bölünmediği bir an var ki, o da yılbaşından büyük ikramiye çıkarsa, para ile ne yapacağını soran o mikrofonun uzatıldığı andır. Kendi imkanlarımla yaptığım araştırma sonucunda, bu soru ile karşılaşan Homo Sapiens Hölö Turco'ların tamamı bu soruya şu yanıtı veriyor:

"Ev alırım, araba alırım, borçlarımı kapatırım, kalanı da bankaya koyar, faiziyle yaşarım."

İnanmayan varsa, gitsin sorsun, araştırsın. Etle tırnak gibi, atomun protonu, nötronu gibi, Yıldo'yla gülüşü gibi bir bütünlüğümüz var bu konuda..

Yüzeysel ve asla gerçekleşmeyecek bir konuda gayet güzel orta yolu bulan halkım, diğer konularda bi üretken bi üretken, sorma gitsin anasını satiyim. Herkes Da Vinci. Skandallar, komplo teorileri, efenime söliyim filozof çatlatır cinsten çıkarımlar falan.. La bi dur.. La bi dur.. Eray evlenilcek adam olsa n'olur, Galatasaray total futbol oynayamıyosa n'olur.. Rijkaard mısın bana? Doğa Bey misin bana??

Aslında Türkiye'yi Türkiye yapan olaylar da bunlar zaten.. Öbürü türlüsü çok sıkıcı olurdu lan.. Haksız mıyım? Düşünsene.. Erojen bölgeye Cuccuk hareketi olmasa mesela, eksik olurdu gibi.. Ya da diğer hayvan şakaları..

Neyse efendim, lafı çok uzattık.. Herkeşlere Bob Marley tadında bir yeni yıl dilerim.. İyi yıllar efendim...

Blog Widget by LinkWithin